ŞAİR BAHÇESİ
MUHARREM KARAOGLAN SIIR- EDEBİYAT FORUMUNA HOS GELDINIZ


ŞAİR BAHÇESİ Forum Ana SayfaACIPAYAM -YEŞİLYUVAYÖRÜK TARİHİ
Geçerli Zaman: Prş Ağu 21, 2014 3:06 pm

Başlığa cevap gönder Önceki başlık Sonraki başlık
Yazar
Ads






Prş Ağu 21, 2014 1:06 pm
Mesaj
Ads

Yazar
muharremkaraoglan
Site Admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2007
Mesajlar: 2354

Çrş Şub 03, 2010 11:52 pm
Mesaj
YÖRÜK TARİHİ Alıntıyla Cevap Gönder
YÖRÜK - TÜRKMENLERİN SOY KÜTÜĞÜ

OĞUZLAR (TÜRKMENLER , YÖRÜKLER)

1 - BOZOKLAR
2 - ÜÇOKLAR



BOZOKLAR


1 - ALITIHALABLU
2 - TRABZON ŞAM TÜRKMENLERİ
3 - KIZIK
4 - ALKAEVLİ
5 - KARAEVLİ (Karaevliler)
6 - YAZIR (Yazar)
7 - DÖĞER (Töker)
8 - DUDURGA
9 - YAPARLI (Çarıklı)
10 - BEĞDİLİ (Beydili-Bağdıllı)
11 - KARKIN
12 - KAYI
A ) Saçıkara (Saçıkaralı)
B ) Atçekenler
C ) Kurtlu
D ) Sarıkeçili
E ) Kızılkeçili
F ) Haculu
G ) Karakeçili
g - a ) Osmanlı Padişahları
g - b ) Yeni Osmanlı

13 - BAYAT
A ) Dulkadır (Zulkadır)
B ) Kaçar
C ) Şambayat
D ) Kerkük Türkmenleri
E ) Inallı (Ulu Yörükleri-Kocacık Yörükleri)

14 - AVŞARLAR
A ) Deller (Karamanlı)
B ) Caper (Cafer)
C ) Kadirli
D ) Cerit
E ) İmamlı
F ) Torun (Toran)
G ) Burhanlı
H ) Havarizm (Horzum)
I ) Balabanlı
J ) Haliller (Haliloğlular)
K ) Kızılışık
l ) Çatak (Çıtak)
M ) Solaklar
N ) Hacınallu
O ) Karahacılı
P ) Farsak (Varsak)
R ) Honanamlı (Honamlı)
S ) Cingöz
T ) Türkmenaliler (Aliler)
U ) Çakıl (Çakal-Çakalanlar)
Y ) Meller (Milliler)



ÜÇOKLAR


1 - BÜGDÜZ
2 - CAVINDIR (Çavuldur)
3 - BAYINDIR
4 - IĞDIR
5 - YÜREĞİR (Üreğir-Yüreğir-Yüreil)
6 - YİVA (Yuva)
7 - EMÜR (Emir-Emre)
8 - ALAYÖNDLÜ (Alayöntlü)
9 - BİÇNE (Beçenek-Peçenek)
10 - SALUR
A ) Usta
B ) Yomut
C ) Hızır
D ) Karaman (Karamanlı)
E ) Akkoyunlu (Akçakoyunlu)
F ) Sarıklı (Aksarıklı)
G ) Karakoyunlu (Karacakoyunlu)
H ) Teke
H - 1 ) Burgaz
H - 2 ) Akseki
H - 3 ) Bahşı (Bahşiş)
H - 4 ) Karaca
H - 5 ) Karatekeli
H - 6 ) Alseki
H - 7 ) Aziz (Aziziye Kınalı Yörükleri)
H - 8 ) Daş (Taş)
H - 9 ) Tongüç (Tonguç)
H - 10 ) Ayak (Kızılayak)
H - 11 ) Ötemiş (Ödemiş)
H - 12 ) Mırış
H - 13 ) Tutamış
H - 14 ) Karaahmet
H - 15 ) Toktamış
H - 16 ) Tufaz
H - 17 ) Gökçe
H - 18 ) Saçmaz (Şıçmaz)
11 - KINIK (KANIK - KONUK)
A ) Atalar (Atabeyler)
B ) Selçuklu Padişahları
12 - CEPNİ
A ) Ruğuş
B ) Yakupoğulları
C ) Ganetler (Canıklar)
D ) Oturak
d - A ) Bayramoğulları
E ) Demirler
e - A ) Kuşdemir
e - B ) Kandemir


BAZI YÖRÜK OBALARININ İSKAN YERLERİ


1700-1934 Yılları arasında göçebelikten alıkonularak zorunlu iskana tabi tutulan Bazı Yörük Obalarının yerleştirildikleri şehirler:

1- Aydınlı Yörüğü: Aydın, Antalya, Ezine, Alanya, Manavgat, Isparta, Muğla, K.Maraş, G.Antep, Hatay, Adana, Mersin.
2- Akyörük: Kastamonu, Taşköprü
3- Bahşiş: ANAMUR, İçel, Tarsus, Adana, Alanya.
4- Döneli: Aydın, Antalya, İçel, Silifke, Mut, Gülnar, Erdemli, Anamur, Tarsus, Bozkır, Ereğli (Konya), Karaman, Ermenek, K.Maraş, Bolu, Adana, Bilecik, Kilis ve Suriye.
5- Eskiyörük: Antalya, Alanya, Manavgat, Isparta, Yalvaç, Mersin, Ana**mur, Gülnar, Aydıncık, Aydın, Denizli, Muğla, Manisa, Adana, Beyşe**hir, Kıbrıs, Suriye.
6- Gökler: Ankara, Haymana, Adana, Tarsus, Ereğli (Konya)
7- Gurbetler: Antakya, Kütahya, Ereğli (Konya)
8- Horzum: Aydın, Kütahya, Manisa, Isparta, Yalvaç, Adana, İmamoğlu, Afyon, Dinar, Dazkırı, Denizli, Uşak, Antalya, Alanya, Muğla, Konya, Akşehir, Ereğli (Konya), İçel, Ayrancı (Karaman.)
9- Honamlı: Denizli, Aksaray (Kutluköy), Ereğli-(Konya), Isparta, Antalya, Yunak, Türkoğlu- K.Maraş
10- Karatekeli: Kütahya, Simav, Muğla, Antalya, Manavgat, Alanya, Aydın, İzmit, Manisa, Afyon, (Sincanlı-Çatkuyu), Adana, İçel, Tarsus, Adapazarı, Kocaeli.
11- Koca Yörükanı: Antalya, K.Maraş, İçel.
12- Melikli: Fethiye (Muğla), Isparta, Ayrancı(Karaman), Adana, Antalya, Alanya, Bursa, Tarsus, İçel, Aydın, Balkanlar, Suriye.
13- Melli (Melicek): G.Antep, Ereğli (Konya), Bucak (Burdur).
14- Menemenci: Adana, Karaisalı, İçel, Tarsus, Karaman, Niğde, İncesu (Kayseri), Ereğli (Konya).
15- Sarıkeçili: Antalya, Kaş, Aydın, Isparta, Eğirdir, Uluborlu, Yalvaç, Adana, Burdur (Aziziye, Bereket), Çumra, Akşehir, Doğanhisar, İçel, Ayrancı (Yarıkkuyu Köyü), Karaman, Afyon, Dazkırı, Manisa, Kütahya, Honaz.
16- Sebil: Karaman, Çanakkale, Tarsus, Konya, Sarayönü, Ilgın.
17- Sarıtekeli: Aydın (Yörük Ali Efe bu obadan), Serik, Manisa.
18- Taş: Adana, Sivas, Ereğli (Konya), K.Maraş, Edirne, Kütahya, Bal**kanlar, Suriye.
19- Tırtar: Aydın, İçel, Afyon, Ereğli (Konya), Isparta.
20- Tekeli: Antalya, Alanya, Manavgat, Manisa, Aksaray, Kütahya, Sivas, İzmir, Bergama, Aydın, Söke, İçel, Tarsus, Anamur, Silifke, Niğde, K.Maraş, Karaman, Ermenek, Adana, Aladağ, Kayseri, Muğla, Samsun, Balkanlar.
21- Yörük Beyleri: Adana, K.Maraş.
22- Saçıkaralı: Kütahya, Denizli, Konya, Akşehir, Beyşehir, Ereğli (Karaburun Köyü), Aydın, Antalya, Gazipaşa, Manavgat, Alanya, İçel, Anamur, Tarsus, Adana, Kozan, Saruhanlı- (Manisa), Uşak, Kıbrıs.


----------------------------------------------------------------------------

KAYNAK;Prof.Dr.Faruk Sümer/Cevdet Türkay- Oğuzlar Ana yayınları 1

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



En son muharremkaraoglan tarafından Prş Şub 04, 2010 4:28 pm tarihinde değiştirildi, toplam 3 kere değiştirildi
Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etmuharremkaraoglan tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
muharremkaraoglan
Site Admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2007
Mesajlar: 2354

Prş Şub 04, 2010 12:00 am
Mesaj
SARIKECİLİ YÖRÜKLERİ TARİHÇESİ Alıntıyla Cevap Gönder
SARIKECİLİ YÖRÜKLERİ TARİHÇESİ

Anadolu'ya göç etmeden önce Türkler Orta Asya'da çoğunlukla bozkırlarda hayvancılıkla uğraşır, kısmen de şehirlerde otururlardı. XI.yüzyılda Anadolu kapılan Türklere açılınca göçebe kesim, yani geçimi hayvancılığa bağlı unsur, Anadolu'da ya dağlık bölgelere yada dağla sahilin kesiştiği çizgilere yerleşmiştir.

Pek tabiîdir ki, bu tercihte etki eden faktör, hayvancılık için gerekil olan yayla-sahil iklimidir. Nitekim Xlll.yüzyılda Moğol önünden kaçan Türk unsurlarda da aynı tercihi görüyoruz. Ve Anadolu'ya gelişten bu tarafa yaklaşık Vll.yüzyıldan beri halâ bu hayatı Toroslar'da devam ettiren oymaklar vardır.

Selçuklulardan, Osmanlıların hüküm sürdüğü 17.yüzyıla kadar 'yörük' olarak adlandırılan bu göçebe Türklerin yerleşik toplum düzenine giremeyişlerini öteden beri devam eden bir nevi gelenekleri dışında devlet tedbirlerinin lehlerine oluşundan da beslendiğini kabul ediyoruz.

17.11.1017 (1608) tarihli kanunnâme'de bulunan "yörük maddesi"nden "Toprak dolayısıyle yörük kadınına, Gerdek vergisine karışılmaz. Yani, yörük karıları, Gerdek vergisine dahil edilmezler. Bu vergi, ancak toprak sahibi olanların ve bir yerde daimi surette oturanların karılarına aittir (1). "Tütün vergisi, bir köyde oturup vergi gibi bir şey vermeyen halkın evlilerden yılda (6) akçe olarak alınır (2). "Yörük taifesi, konar-göçer halktır. Belli yerleri, sancağa taallûkları ve ihtisasları olmayıp ağaları subaşı'lardır" (3). Görüldüğü gibi pekçok vergiden muafiyet, asıl önemlisi de Ketm-i nüfus (nüfusa kayıtsızlık) oluşları onları vergi dışında askerlikten de muaf kılmıştır.

19.Yüzyılda durum, konar-göçerlikten yerleşiğe geçiş için devlet gücünün kullanıldığını görüyoruz. Fırka-ı İslahiye'nin Toroslar üzerine (1-2) Cevdet Türkay, Oymak Aşiret ve Cemaatla, Tercüman Kaynak Eserler dizisi 1, syf: 822. (3) a.g.e. syf: 823. gönderilişinin nedenlerinden biri de bu idi. Yerleştirme çabalarında zorun dışında teşvik tedbirlerinden de yararlanılmıştır. Kura toplama denen asker celbi sisteminde köyden evlenen erkeklerin askerlikten muaf tutulması bu amaca yöneliktir.

Sarıkeçililer: Sınırlı tabiat kaynakları karşısında artan hayvan ve insan sayısı zamanla tarıma yönelmeyi zorunlu kılmıştır. Böylece tarımla da uğraşmaya başlayan konar-göçer unsurların şimdi sözünü edeceğimiz Sarıkeçililerden bir kısmı dışında tamamı köyleşmiştir.

XI.Yüzyıldan itibaren kendilerine Türkmen de denilen Oğuzlar'ın Türkiye Türkleri ile Iran, Azerbaycan, Irak ve Türkmenistan Türkleri'nin ataları olduklarını biliyoruz (4).

Ancak, Sarıkeçililer'in Oğuz boylarından hangisine mensup olduğunu belirtemiyoruz. Sarıkeçili oymağının Sarıkeçi, Sarıkeçili (Sarıkeçilü), Sarıkeçilili (Sarıkeçülülü) (5), adlarıyla da anıldığını İçel, Aydın, Konya, Karahisâr- ı Sahib, Akşehir ve Saruhan sancakları, Doğanhisarı Kazası (Konya sancağı), Antalya Kazası (Feke Sancağı), Eğridir, İsparta, Burdur, Dazkırı ve Uluborlu kazaları (Hamid sancağı), Tavşanlı, Honoz Kazası (Kütahya sancağı) (6) onların yaşadığı çevreler idi.

Yaptığımız araştırmalarda, yukarıda sözü edilen yerleşim birimlerindeki Sarıkeçililerin tamamı yerleşmiştir. Bugün sadece 200 hanelik bir Sarıkeçili ailesi konar-göçer hayat sürdürmekte, bir başka ifade ile topraksızdır. Kışları Içel-Silifke-Gülnar-Anamur sahillerinde yazları da Konya'nın Seydişehir-Beyşehir yaylalarında kira ile yazlamaktadırlar.

Her geçen gün tarım alanlarının genişlemesi, devletin orman dikim çalışmaları ve en önemlisi çağın gereği bu hayatı sona erdirmeye zorlayan etkilere karşılık tükenmekte olan konar-göçer Sarıkeçililer'in folklor ve etnografyasını tespit ettik. (4) Prof.Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar Ana yayınları No:1, syf: V (5) Cevdet Türkay a.g.e., syf: 143 (6) Cevdet Türkay a.g.e., syf: 657.

Bu tebliğimizde onların daha çok dokumacılık sanatından söz edeceğiz. Asıl konumuza geçmeden burada birkaç hususa daha değinmekte fayda görüyorum.

Sarıkeçililer, asıllarının Orta-Asya'dan geldiğinden başka bir şey bilmiyorlar. Kendisi ile konuştuğum Sarıkeçili Hacı Ali Atar bu konuda şöyle diyordu: -Öteden, Orta Asya'dan gelmiş, dedelerimizin dedeleri. Buralarda, Konya'nın Çumra kazasında yaşamışlar. Devir hep böyle gidecek sanıp, yer yurt tutmamışlar. O zamanlar bizimkilere kimse kafa tutamazlarmış. İstediğimiz her yerde yazlar, kışları da Akdeniz'de kışlanmışız. 1928 yılında Ali Rıza Yalgın'ın görüştüğü bir Sarıkeçili yukarıdaki ifadeyi doğrular mahiyette şöyle demişti. "Bizim kötelekle (bir çeşit kavga değneği) döğmüş olsalardı biz buralarda (Yörükeli'ne) konmazdık. Ama geçim daraldıktan sonra bak biz de Araplar gibi yaylâsız, güzlesiz yaşıyoruz" (7).

Sarıkeçililerin bütün varlığı deve, davar ve deve sırtında taşınan ev eşyalarıdır. Sabah gün doğmadan çadırlar sökülüp, develere sarılır, öğleye yakın müsait bir alana çadırlar kurulur. Ertesi sabah aynı uygulama yenilenir. Bazı konaklamalar 2 günü bulabiliyor. Genellikle göç yolları bellidir. Yolun geçtiği köylerin muhtarlığından geçiş izni alırlar. Her geçtikleri ilçede adamları vardır. Bu vasıta ile sürünün aşısı ve doğum-ölüm gibi işlemleri yapılır. Hemen belirtelim halen pekçok Sarıkeçili nüfusa kayıtlı değildir.

Yolculukları süresince güneşe bakarak saatlerini tespit ederler. Kendilerince geliştirilen takvimlere bakarak ve geceleyin yıldızların durumuna göre hava tahminleri yapılır. Kimi fırtılanar yaklaştığında çadırlar kaldırılmaz, kimi belli günlerde sürüler güneşe çıkarılmaz.

Düğün ve cenaze merasimleri en yakın köyde yapılır. Ölüleri hayvan sırtında yakın bir köyün mezarlığına taşınıp gömülür, ölüleri dağda bırakma adeti yoktur.

Düğün için kız tarafı başlık alır. Başlık deve ve keçi olduğu gibi kısmen altın ve nakit para da olabilir. Para miktarı 500 ila 1.000.000.- Tl. dolaylarındadır. (7) Ali Rıza Yalgın Cenupta Türkmen Oymakları Cilt II. syf: 128. Kadınların başı feslidir. Fesin önünde üç-dört katar altın veya gümüş olur. Üç peşli entari giyerler. Uzun gömlek giyilir. Önde "öncek" bulunur. Yeni yetişen nesil bu usulü devam ettirmiyor.

Erkekleri de şalvar, şapka ve ceket giyerler. Başkaca erkeklerin değişik bir giysileri yoktur. Sarıkeçililerin dili başlıbaşına incelenecek bir konudur. Çok güzel Türkçe konuşurlar. Kadınları erkekten kaçınmaz. Yabancı erkeklerle beraber otururlar ancak konuşmaktan imtina ederler. islamiyete olan inançları tamdır. İbadetlerini yaparlar. Cuma ve Bayram namazlarını bulundukları yerden ayrılıp mutlaka bir köye giderek topluca yaparlar. Aralarında imamlık yapacak kişiler bulunduğu halde bir yerleşim birimine gitmeyi her zaman tercih ederler.

Sarıkeçili çadırlarının ikisini birarada görmek mümkün değildir. Birbirine asgari 500 metre uzaklığa kurulur. Her hane sahibinin 100'ün üzerindeki hayvan sayısının birbirine karışmaması için bu tür uygulamaya zorunludur.

Ayrıca her sürü kendi çadırını bilir; akşam dağdan dönünce doğruca kendi çadırlarının etrafına koştukları gözlenmiştir. Sarıkeçili çadırı 5 direklidir. Boyu 2 metreyi bulan "orta direk", bu direği aynı çizgi üzerinde karşılıklı 2 de yan direk takip eder. Boyları ortadireğe göre 10 cm. kadar kısadır. Orta direğe karşı 2 de ön ve arka direk vardır. Bunlar da yan direkten 10 cm. kadar kısadır. Çadırın çözgülük ve atkılığı 2 kat bükülmüş kıldan dokunur. 2-3 metre uzunluk, 50 cm. enlidir. Çadırın içinde 4 m2'lik bir alan oluşur. Kapı kısmı güneye açılır. Girişin sağına yatak eşyaları dizilir. Karşısında yiyeceklerin sklandığı çuvallar dizilidir. Girişin hemen solunda ocak vardır. Geriye kalan tek yöne de çeşitli giyecek ve kıymetli eşyaların saklandığı "alaçuvallar" dizilmiştir. Yer döşemesinde çokça 2,5 x 1,5 cm. ebadında keçe kullanılır. Keçenin yünü kendilerinden verilmek şartıyla başkalarına yaptırılır. Sarıkeçililerce yaptırılan hemen bütün keçelerde karşılıklı uzun kenarlarda 20 cm enli iki bordur ile ortada da ayrı bir bordur dikkati çeker. Ortada keçe sahibinin isminin yazıldığı görülmektedir.

DOKUMALAR: Konar-göçer hayatta, akşam konaklanarak sabah yürümek topoğrafik nedenlerle taşıma araçları, at, deve ve eşekle sınırlanmıştır. Dolayısı ile tüm eşya ve ihtiyaç duruma uygun biçimde doğup gelişmiştir. Eşyanın hammaddesi, yaşantının sürdüğü tabiat şeridi üstündeki bitki, hayvan ve diğer doğal maddelere bağımlı kalmaktadır.

ISTAR: Her türlü dokumanın yapıldığı tezgaha "ıstar" adı verilmiştir. 5 dakikada sökülür, aynı sürede de monte edilebilir. Taşıma için hayvan sırtına yüklendiğinde dengeli durabilecek biçimde 4 parçadan oluşmuştur.

DOKUMA TÜRLERİ:
ALAÇUVAL: Kilim tekniği ile dokunur, eni 70 cm. boyu 200 cm'dir. Bu mesafenin 100 cm'si yanışlı (Cool kalan kısmı yanışsız dokunmuştur. Alaçuvalların içine giyecek eşyaları konur. Bir nevi, genç kızların çeyiz sandığıdır.

İki kenarına dikilen "kolonlar deve sırtına yüklenmesinde kolaylık sağlar. Aynı kolonun uzantılarıyla da çuvalın ağzı bağlanır. Çadır içine yanışlı kısmı gözükecek şekilde dizilir. Renk renk yanışlarla bu çuvallar çadır içine estetik bir görüntü verir. Dahası, oturanlar sırtını bu çuvallara yaslar.

Bütün bu özellikleri, dokuma türleri içinde en fazla itinanın sanat gücünü Alaçuvallara gösterildiğini açıklamaktadır. Alaçuvallar üzerinde görülen yanışlar, bütün Sarıkeçili aileleri ile diğer yerleşik yörükler arasında da bir benzerlik göstermektedir.

Mesela: Mut'ta yerleşik Köselerli, Ceritler, Tekeli, Bozdoğan, Hacıahmetli, Elbeyli (llbeyli) Menemenci ve Bahşişlerde de aynı yanışlar kullanılmıştır. (Cool Yanış: Motif, anlamında kullanılmıştır. Motif kelimesinin aslı Fransızcadır. Gerek Sarıkeçililer gerekse diğer Türk oymaklarından hiçbirisinde motif' kelimesi kullanılmaz. Biz de bu yazımızda motif yerine yanış kelimesi kullanıyoruz. Alaçuval üzerindeki bütün yanışlar bantlar halinde enine uzanmıştır. Resimde görülen alaçuvalların alt kenarı yere geleceği için yanışsızdır.

Sağ üst köşede kısa bir parça halinde "gelin çatlatan" yanışı görülüyor. Çuval sahibi buradaki yanışı "damga" olarak kullanmıştır. Hemen üstünde düz bir çizgi halinde "çubuk" yanışı var. Sade renkli çubuklar arasında görülen renkli yanışın adı "Karagöz'dür. Üstüste getirilmiş iki büyük yanışın adı "Heykel", Heykel yanışı bütün alaçuvallarında görülür.

Başka hiçbir dokuma türünde bu yanışı göremezsiniz. Gerek islamiyette gerekse Türkler'de Heykel kullanılmaz. Nereden Türk dokumalarına girdiğini bilemiyoruz. Halk arasında şöyle bir söz var: "Heykel yanışı dokuyacağıma, heykire, heykire (hıçkıra, hıçkıra) davar gütseydim de heykel dokumasaydım" bu ifade, sözkonusu yanışın ne kadar zor yapıldığını gösteriyor. Heykel yanışının üstünde yine çubuklar ve Karagöz yanışı görülüyor. İkinci ana yanışın adı "Kıvrımlı". Bu yanışın içine "Sındı gulpu" (Sındı: Makas" yanışı yerleştirilmiş. Hemen üstünde yine "Heykel" ve en üstte "Turunç" denilen bir başka yanış ile Alaçuval dokuması tamamlanmıştır. Burada resmi verilen örnek dışında dokunmuş alaçuvalların üzerindeki yanışlardan sadece isim olarak bahsetmekle yetinelim: "Boncuklu", "Tazı kuyruğu", "Sıgıç", "Eğrice", "Koca yanış", "Sarı yanış", "Sığır sidiği", "Kilim ayağı", "Köpen yanışı", "Aklı yanış", "Maya gözü", "Keklik ayağı" ve "Aslan ağzı".

KIL ÇUVAL: İçine buğday, arpa ve kap-kacak taşınan atkılığı ve çözgülüğü kıl dokumalardır. Bazıları tamamen yanışsız olduğu gibi bir kısmında da küçük ve basit yanışlar kullanıldığı görülür. Alaçuval ebadında olan kıl çuvalların bir kat büyüklerine de "harar" denir. Saman vb. hayvan yiyeceği taşınır.

UN ÇUVALI: Un çuvalları kıl çuvalların aksine atkı lığı ve çözgülüğü yündür. Un çuvalları üzerinde "Bıtırak yanışı", "Gelin çatlatan" ve "Sığır sidiği" kenar suları arasına serpiştirilir.

SOMAT Üzerinde, leğen içinde hamur yoğrulur. Saçta pişirilen ekmekler arasına konarak kuruması önlenir; kurumuş ekmekler elle sulanıp arasına konarak yumuşaması sağlanır ve nihayet yemekler üzerinde yenilir. Türklerin misafiri sevmeleri ve en leziz yemekleri ile sofra dizmeleri geleneği dikkate alınırsa sofra için dokunan eşyada da aynı itinanın gösterilmesi normaldir. Resimde görülen Somat'ın dört kenarını "parmak" adı verilen kenar suları çevreler. Ortada "farda" denilen tek bir yanış vardır. Hemen altında her hane sahibinin özel bir de damgası göze çarpar.

HEYBELER: Çobanların içinde yiyecek taşıması, alış-veriş merkezlerinden karşılanan ihtiyaçların eve getirilmesi, yerleşim yerine uzak olan pınarlardan alınıp kaplara konulan suyun taşınması gibi pekçok fonksiyonu olan heybeler, diğer yörüklerde olduğu gibi Sarıkeçililer'de de vazgeçilmez bir dokuma türüdür. Resimde "Seğmen" yanışı bir heybe görülüyor. Bu heybenin ortası yarıktır. Yarık kısmı eşek-at veya devenin semerinin kaşına takılır. Heybenin bir başka özelliği de hayvanın silkelenmesiyle içindeki eşyaların dökülmemesi için kendinden kilitlenebilen bir tertibat konulmuştur. Bir değişik yanışlı heybe türünde de kilimlerde gördüğümüz adına "armutlu" denilen bir ana yanış bastı kullanılmıştır.

SECCADE: Islamiyetin kabulünden sonra Türk dokuma türleri arasına giren Seccadeler, tamamı Müslüman Sarıkeçililer'de de kullanılır. Seccadeler "farda" tekniğiyle dokunur. Yani iki yüzü de aynı görüntülüdür. Genellikle "farda" ve "Saksağan" yanışlarını kullanmak tercih edilmiştir. Resimde iki sıra halinde "saksağan" yanışı görülüyor. Bu resimde "morgulak" (Mor kulak) seccade görülüyor. Üç sıra halinde koiları yanlara açılarak uzanan kısımlar "eğerkaşı" yanışıdır. Kolların, diğer sütun kolları ile birleştiği kısımda gördüğümüz eşkenar dörtgen de "morkulak" olarak adlandırılmıştır.

KİLİMLER: Diğer yörüklere nazaran Sarıkeçililer'de ev sergisi olarak kilim kullanma geleneği daha zayıftır. Yer döşemesinde keçe kullanıldığını belirtmiştik. Buna rağmen sergi için veya eşya örtüsü için her aile birden fazla kilime sahiptir. Resimde, eşya üzerine örtülmek için yapılmış bir kilim görülüyor. Ana yanışına "eşek dişi" denilmiş. Aynı türden bir başka kilim çeşidi "meneg çal". Asıl değerli kilimlerden birisi, "palan çul", bu kilimde görülen her ana yanışı diğerinden ayıran kısma "palan" deniliyor. Ortada "yıldız" uçlarında beyaz nokta halinde konulanları "cindik" yıldızın alt ve üst aralarında uzanan dört noktalı çıkıntı "armut" ve yine yıldızların ortasında gördüğümüz dikdörtgende "sandık" olarak adlandırılmıştır. Resimde bir kenarını gördüğümüz kilimin diğer üç kenarı da aynı kenar suları ile çerçevelenmiştir. Kilimlerin hemen hepsinde "yıldız" ve "armut" mutlaka görülür.

NETİCE: Sarıkeçililer'de diğer yörüklerde olduğu gibi dokuma sanatı ustaçırak ilişkisi içinde gelişmektedir. Bu durum yanışları bir kalıp halinde hafızalara yerleştirmek suretiyle zamandan kazanmak için gereklidir. Bilinmeyen bir yanışı dokumalarında kullanmazlar. Davarın sağımı, kırkımı, döl alımı, çadırın sck:'.'!Jp kurulması, yiyecek hazırlama hatta davar otlatma gibi bütün günü meşgul geçen Sarıkeçili kadını bilmediği bir yanışı dokumasına yerleştirmek için zaman harcamıyor. Bu hal asırları bulan geçmişi ile yanışları günümüze aslını bozmadan getirmiştir.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



En son muharremkaraoglan tarafından Prş Şub 04, 2010 1:12 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etmuharremkaraoglan tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
muharremkaraoglan
Site Admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2007
Mesajlar: 2354

Prş Şub 04, 2010 1:00 am
Mesaj
KARAKEÇİLİ YÖRÜKLERİ Alıntıyla Cevap Gönder
KARAKEÇİLİLER

İsmail ÖZÇELİK*

Ortaasya Anadolu ve Rumeli sürecinde Türkler, sosyal statüleri bakımından şehirli, köylü ve konar-göçer topluluklar hâlinde yaşamışlardır. Bunlardan göçerler, en eski Türk toplum yapısından başlayarak kalabalık sınıfı oluşturmuşlardır. Bu durum uzun yıllar devam etmiş ve denge Osmanlı Devleti'nin iskân siyaseti ve değişen şartlarla oluşan yeni yaşama tarzı sonucunda göçerlerin aleyhine bozulmuş, bu suretle yerleşik hayat tarzı yaygınlaşmıştır. Buna rağmen yerleşik Türklerin yanında göçebe yaşayışı sürdüren önemli sayıdaki Türkmenlere "Yörük" denilmiştir. Konar-göçer ve göçebe demek olan yörük kelimesi, Anadolu'da "yörü" fiilinden meydana gelmiştir.1

Karakeçili Türkmenleri de "Yörük" adıyla anılırlar. Bunun sebebi, Anadolu'da iskân edilmelerinden önce konar-göçer olmalarındandır. 16. yüzyıla ait eski Osmanlı tahrir kayıtlarından Karakeçili aşiretinin önemli bir kısmının diğer yörük aşiretlerle birlikte-"Azizbeğlu ve Tos-bağa" aşiretleri- Beypazarı, Sivrihisar ve Sultanönü civarında bugün Eskişehir yöresinde gördüğümüz. Karakeçililerin ataları oldukları anlaşılmaktadır. Ankara sancağına bağlı olan ve defterlerde kayıtlı Karakeçililerde yukarıda sözünü ettiğimiz ve "Ulu-Yörük" adıyla anılan bu aşiretler birliğine bağlıdır. Bunların aynı zamanda Kırşehir yöresinde yaşayan büyük Karakeçili oymağının önemli bir kolunu teşkil etmekte oldukları bilinmektedir.2

Osmanlı İmparatorluğu'nda oymak, aşiret ve cemaatler üzerine Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgelerine dayanarak önemli bir eser meydana gelirmiş olan Cevdet Türkay, Karakeçililerin yaygın olarak yaşadıkları sahaları şu şekilde tesbit elmiş bulunmaktadır: Adana, Diyarbekir, Siverek, Eskişehir, Siirt, Birecik, Ankara, Kütahya, Ruha (Urfa), Rakka, Aydın, Kırşehir, Balıkesir, Haymana, Manisa, Trablus-Şam, Kula, Eşme (Kütahya), Bursa, Alaşehir... Yine Türkay, sözünü ettiğimiz vesikalara dayanarak, Karakeçililerin "Türkmen yörükanı taifesinden" yani Türkmen topluluğundan olduklarını kaydetmektedir.3

Türk devletlerinde topluluk ve boy düzeninde kendine özgü bir teşkilâtlanma yapısı vardır. Selçuklulardan önceki Türk teşkilâtlanma ve boy düzeni incelendiğinde ikili bir düzen kendisini gösterir. Asya Hun ve Avrupa Hun devletleriyle Göktürkler ve buna mümasil diğer Türk devletlerinde bu teşkilâtlanma yapısı görülmekledir. Bu ikili düzen doğu-batı şeklindedir. Bu düzen yine kuzey-güney, sağ-sol şeklinde de görülür. Tuna Bulgarları ve Macarlarda bu ikili düzenin büyük-küçük şeklinde ifade edildiği tesbit edilmiştir. Öte taraftan, Oğuz Bulgar ve Karluk Türk gruplarında iç-dış, yine Oğuzlarda Bozok-Üçok, Hun, Ogur, Bulgar, Hazar, Macar, Kuman ve Türgeşlerde ak-kara gibi terimlerle Türklere has bu teşkilâtlanma biçimi görülmektedir.4 Hattâ Türk boylarında daha alt sosyal gruplarda da bu ikili teşkilâtlanma görülmektedir. Meselâ, Akkoyunlu-Karakoyunlu, Akkeçili-Karakeçili, Akbudun-Karabudun gibi...5

En eski Türk destanlarından olan Oğuz Kağan Destanı'nda, yukarıda belirttiğimiz ikili düzen görülmektedir. Ünlü destanda, Türk toplumunun Üçok ve Bozok kollarına ayrılması şu şekilde anlatılmaktadır. "... Sonra Oğuz Kağan büyük bir kurultay topladı. Maiyeti ve halkını çağırdı. Onlar geldiler ve müşavere ettiler. Oğuz Kağan büyük ordugâh kurdu. Sağ yanına kırk kulaç direk diktirdi. Üstüne bir gümüş tavuk koydurdu. Altına bir ak koyun bağladı. Sol yanına kırk kulaç direk diktirdi, Altına bir kara koyun bağladı. Sağ yanda Bozoklar oturdu. Sol yanda Üçoklar oturdu..."6

Oğuz Kağan Destanı'ndaki bu kayıttan, sağ kol olan Bozokların Türk toplumundaki yerinin daha üst seviyede ve ak koyun sahibi oldukları, buna karşın Üçokların Bozuklardan sonra geldikleri ve kara koyun sahibi oldukları anlaşılmaktadır.7

Bugün Anadolu'da çeşitli coğrafî mekânlarda yaşamakta olan yörükler arasında da buna benzer bir ayırım dikkatimizi çekmektedir. Özellikle günümüzde Uludağ yöresinde yer tutan yörük grubu arasında Kızılkeçili ve Karakeçili oymakları görülmektedir. Kızılkeçili ve Karakeçili oymakları birbirlerinden giyim kuşam, çalışma sahaları ve sahip oldukları hayvanlara varıncaya kadar farklılıklar göstermektedir. Bunlar arasında Kızılkeçililerin çadırlarının alaçık olmasına karşın, Karakeçililerin çadırlarının karaçadır olması gibi daha birçok ayrılıklar vardır. Bu Türkmenler arasındaki bir kanaat da, Kızılkeçililerin hünkâr elli, Karakeçililerin ise oba elli olmalarıdır. Yani kendilerini Bozok ve Üçok gibi ayırdıkları anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi, ünlü Oğuz Kağan Destanı'ndaki Bozok ve Üçok şeklindeki ayırım Raşiduddin ve Kaşgarlı Mahmut'un da tasnifleriyle tarihe mal olmuştur. Bu sınıflandırmaya göre, Bozoklar, Günhan, Ayhan ve Yıldızhan kollarına tâbi olan her biri dörder olmak üzere 12 boya ayrılmaktadırlar, ki bunlar Kayı, Bayat, Alkaevli, Karasevli, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı, Avşar, Kızık, Beğdili ve Karkın'dır.

Üçoklar ise, Gökhan, Dağhan ve Denizhan kollarına bağlı, yine her biri dörder olmak üzere 12 boya ayrılmaktadırlar. Bunlar Bayındır, Peçenek, Çavundur, Çepni, Salur, Eymur, Layıntlu, Üreğir, İğdir, Büğdüz, Yiva ve Kınık boylarıdır.8

ikili ve 4-12-24 şeklindeki boy tasnifi Türkmenler arasında çok yaygındır. Nitekim, Karakeçili yörükleri de 12 aşiretten meydana gelmişlerdir. Bilecik Pazaryeri Günyurdu köyünde yerleşik hayata geçen Karakeçili yörükleri, "Karakeçili oniki kalemdir" demek suretiyle, kendilerini 12 kola ayırmaktadırlar. Bu aşiret veya kollar şunlardır: Veliler, Poyrazlı, Kıldanlı, Softalı, Karakayalı, Talazlı, Şazlı, Hacıhalil, Hayyam Kethüda, Akça İnli, Özbekli, Karabakılı. Karakeçililerin kendilerini 12 kısma ayırarak tasnif etmeleri, kök itibariyle Asya'dan gelen diğer Türkmen topluluklarına bağlı olmaları sonucuna bizi götürmektedir.9

Karakeçililerin sözde ayrı bir topluluk addedilen ve yine Oğuz, geleneğine göre 24 boya ayrılan, "Türkman Ekrâdı" şeklinde nitelendirilen Kürt topluluğunun Milan ve Zilan şeklindeki iki kolundan Milan yani Milliler içinde yer aldıkları ve ikinci sırada bulundukları görülmektedir. Bu Karakeçililerin, özellikle Urfa'nın, Siverek, Viranşehir ve Suruç havalisinde yaşadıkları bilinmektedir. Bunların önemli bir kısmı Fars kültürünün etkisinde kalmıştır.10

Karakeçili aşireti, Osmanlı Devleti'ni kuran Kayı boyuna mensuptur. "Kayı", sağlam, metin, güçlü ve kuvvetli anlamlarına gelmektedir. Kayı boyu Oğuzların en büyük boyu olup, Bozoklara tâbidir. Doğudan Anadolu'ya gelişen göçlerin önemli nedenlerinden bir tanesi de bilindiği gibi Moğol istilâsıdır. İşte Moğolların baskı ve saldırıları nedeniyle Karakeçililer, bağlı bulundukları Kayı boyu ile birlikte, Türkistan-Horasan ve Anadolu çizgisinde göçe mecbur kalmışlardır. Bu göç esnasında reisleri Ertuğrul Bey idaresinde Anadolu'ya gelen Kayı boyu ve Karakeçililer göçebe yaşayışını sürdürmüşlerdir.

Anadolu'nun Türkleşmesinde büyük rol oynayan Karakeçililer, 11. yüzyıldan beri varlıklarını hissettirmişlerdir. Öncelikle Keçilü cemaatleri, başta Karakeçililer olmak üzere, Sarıkeçili, Teke Türkmenleri vs. gibi değişik adlarla Anadolu'nun birçok bölgesine yayılmışlardır. Doğudan batıya bu şekilde yayılan bu aşiretin muhtelif kolları şunlardır: Urfa, Siverek ve Suruç Karakeçililerinin varlıkları XV. ve XVI. yüzyıllardan beri bilinmektedir. Urfa Karakeçilileri ile Bingöl'ün Simsor Karakeçilileri Doğu Anadolu ZazaTürk aşiret grupları içinde yer alır.11

Siverek Karakeçilileri kendilerini Türkmen olarak kabul etmektedirler. Bunlar yaşamakta oldukları köylerinin adlan da tamamen Türkçedir. Yüzyıllardan beri isimler değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Sözkonusu bu köyler arasında, Ağaören, Deliktaş, Karahöyük, Karadibek, Kurtini, Başıbüyük, Göllü, Mezra, Karacaviran, Mizar, Çabakçur, Karafinik, Bozkaya, Kabasırt, Kabahaydar, Sadıklı, Salur, Çepini vs...12

Bingöl'ün Simsor köyü Karakeçililer tarafından kurulmuştur. Güneyde Karakeçililer Rakka'ya kadar uzanmışlardır. XVI. yüzyıl Diyarbakır Tapu Tahrir Defteri'ne göre, günümüzdeki Milli Aşiret grupları Karakeçililerdendir. Yine Gaziantep'e bağlı Körkün, Barak ve Hacıbayram köyleri Karakeçililer tarafından kurulmuştur.

Kırıkkale ilinin Karakeçili ilçesinde yaşayan Karakeçililer, Anadolu'nun diğer yörelerinde yaşayan Karakeçililerle akrabadırlar. Karakeçililer, Osmanlı kayıtlarında "Ulu Yörük" şeklinde anılan ve diğer bazı boyları da ihtiva eden birliğin bir koludurlar. Ankara şeriye sicillerinde Karakeçililerle ilgili kayıtlarda geçen, "Yörükanı Karakeçili" deyimi buradaki Karakeçililerin yürüklüğüne işaret eder.13 Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi'ndeki 982 tarihli Tapu Tahrir Defteri'nde Ankara Karakeçilileri "Ulu Yörük" adıyla anılmışlardır. En eski yörük ve en köklü boy anlamına gelen bu kayıt, Karakeçililerin mazileri hakkında bize fikir vermektedir.

Karakeçililer, Süleyman Şah ile Ertuğrul Gazi idaresinde, Fırat nehrini takip ederek. Rakka üzerinden Anadolu'ya gelmişlerdir. Bu göç esnasında yaklaşık 8000 civarında Karakeçili Urfa yöresine gelmiş ve burada ikâmet etmişlerdir. Sonra bunların bir kısmı Konya, Bursa, Eskişehir, Bilecik ve Gaziantep'e yerleşmişlerdir. Bunun yanında yine Urfa'ya mücavir olan Halep ve Arappınar (Mürşitpınar) ile Elazığ çevresine yerleşenler de olmuştur. Elazığ Karakeçililerine "Çarsancaklı" denilmektedir. Gaziantep havalisine yerleşen Karakeçililer ise, "Albayramlar" adıyla anılırlar.

Bilindiği gibi, Anadolu'daki Karakeçililerin önemli bir bölümü Urfa havalisinde yaşamaktadır. Burada yaşayan Karakeçililer Türk oldukları hâlde, Türkçeden farklı bir dil konuşmaktadırlar. Ancak konuşulan bu dilin "Gürmanç" ağzı olduğu ve Tuncer Gülensoy'un tesbitlerine göre, "Doğu Anadolu Osmanlıcası" olduğunu söylemek mümkündür. Aynı Hoca'nın burada yaşayan Karakeçililerle ilgili tesbitleri şöyledir: "Urfa-Suruç yöresinde yaşayan Karakeçililerin büyük bir kısmı "Gürmanç" ağzını konuşmakladırlar. Ancak bunun yüzde seksenbeşi Türkçe kelimelerden oluşmaktadır."l4

Karakeçililer üzerinde sosyolojik araştırmalar yapan Ziya Gökalp ve Mehmet Eröz'ün görüşleri de bu düşüncelerle beraber değerlendirildiğinde, olayın realitesi açığa çıkmaktadır. Ziya Gökalp, Viranşehir'deki Millilere komşu olarak nitelendirdiği Karakeçililerin -ki aslında bu boyun içinde addedilmektedirler-Bursa'daki Karakeçililerin bir bölümünü oluşturduklarını ve zamanla Türkçeyi unuttuklarını ifade ederek, bunların köy isimlerinden hareketle Türk olduklarının anlaşıldığını söylemektedir. Nitekim, Salur ve Kangılı köylerinin Karacadağ'da yer aldığını, bunların da eski Türk boy adları olduğunu söylemektedir. Ziya Gökalp, buradaki Türkan aşiretinin de aynı akibete uğradığına işaret etmektedir.

Karakeçililer, geçmişte Ertuğrul Gazi Türbesi'ni her yıl Nevruz gününde ziyaret ederlerdi. Burada bir tür anma toplantısı niteliğinde buluşur ve şenlik düzenlerlerdi. Ancak sonraları bu geleneği Eylül ayının ikinci haftasında yapmaya başlamışlardır. Bu ziyaret ve şenlik Karakeçililerin bayramıdır. Atlarla buraya gelen ve kurbanlar kesen Karakeçililer görkemli törenler yaparlardı. Bu esnada cirit oyunları ve güreş müsabakaları da yapılırdı.15 Bu ziyaret ve şenlikler II. Abdülhamid zamanında resmileştirilmiştir.

Osmanlı yönetimine sadakatla bağlı kalan Karakeçililer, genel olarak herhangi bir disiplinsizlik hareketine girmemişlerdir. Sultan II. Abdülhamid sarayın muhafazası için Karakeçilileri görevlendirmiştir. Hem Yavuz Sultan Selim, hem de II. Abdülhamid tarafından Karakeçililere sancak verildiği ve kendilerine çok güvenildiği rivâyeti de yaygındır.

Bilindiği gibi, II. Abdülhamid, Alman İmparatoru'na Karakeçili aşiretinin mensuplarını tanıtırken, kendi akrabaları olarak takdim etmiştir. Ayrıca aynı padişah Karakeçililerin bulunduğu bir alay meydana getirerek, bu alaya "Ertuğrul Alayı" adını vermiştir, ki bu da çok manidardır. Yine kendi adıyla oluşturduğu "Hamidiye Alayları"nda, ki bunlar da Çanakkale ve Doğu Cephesi'nde Ruslar, İran ve Ermenilerle olan çarpışmalarda önemli hizmetler ifa etmiştir, Karakeçililer yer almıştır.

Cumhuriyet döneminde de Karakeçililer devlete sadakatla bağlı kalmışlardır. Millî Mücadele'de Urfa ve havalisindeki millî faaliyetlerde ve özellikle yörenin Fransız işgalinden kurtarılması ile bazı iç isyanların bastırılmasında, Siverek kuvvetleri içinde yer alan Karakeçililer, diğer Türkmen (Oğuz) kuvvetleri olan İzoli, Beğdili (Badıllı), Karahanlı aşiretleri gibi üzerlerine düşeni yapmışlardır.16

Yine Millî Mücadele'de Güneydoğu Anadolu'daki Milli aşiretinin neden olduğu ayaklanma teşebbüsüne katılmayan Karakeçililer, Viranşehir ve çevresinde İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle mücadeleye giriştikleri gibi, isyancılarla da mücadele etmişlerdir. Ancak bu isyan sırasında Karakeçililerin ileri gelenleri hayatlarım kaybetmişlerdir. Mardin'de bulunan Beşinci Tümen'in çabaları ve millî kuvvetlerin yardımıyla bu isyan hareketi bastırılmış ve asiler Suriye'ye kaçmak zorunda kalmışlardır.17

Güneydoğu Anadolu'da olduğu gibi Orta ve Batı Anadolu bölgelerindeki Karakeçililer de Millî Mücadele'ye destek vermişler ve önemli vazifeler ifa etmişlerdir. Batı cephesinde Yunanlılara karşı ve bazı iç isyanların bastırılmasında önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Mustafa Kemal Paşa'nın yakın silâh arkadaşlarından Yarbay Mehmet Arif Bey oluşturduğu özel bir "Karakeçili Müfrezesi" ile Millî Mücadele'ye katkıda bulunmuştur.18

Sonuç olarak, Karakeçililerin Hocamız Faruk Sümer'in "Türkmenler" dediği Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyuna mensup oldukları ve yüzyıllara dayanan bir mazilerinin olduğu açıktır. Anadolu'yu ebedî vatan yapan Türkiye Selçukluları ve Osmanlı Devleti zamanında varolan ve Anadolu birliği içinde çok uzak olmasa da farklı yörelerde yaşayan bu insanlar, âdeta Anadolu insanın kardeşlik ve birliğinin simgesini oluşturmaktadırlar, denilebilir. Kısacası, millî birlik ve beraberliğe, kardeşliğe güzel bir örnektir Karakeçililer... Devlete ve millete hizmet yolunda Cumhuriyet döneminde de sadakada bağlı kalan bu aşiretin "Yörük Bayramı" kutlu olsun...

Sözlerimi Büyük Atatürk'ün şu cümlesiyle bitirmek istiyorum; "Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır... "19






DİPNOTLAR
*Prof. Dr., Kırıkkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Başkan Kırıkkale-TÜRKİYE.
(1) Faruk Sümer, Oğuzlar, Ankara 1967, s. 9.
(2) Faruk Sümer, Oğuzlar, Ankara 1964, s.182.
(3) Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İstanbul 1979, s. 476.
(4) İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1994. s. 259.
(5) AbdulhalukÇay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, Ankara 1996, s. 245.
(6) W. Bang-R. Rahmeti Arat, Oğuz Kağan Destanı, İstanbul 1970, s. 14.
(7) A. Çay, a.g.e., s. 242.
(Cool Bu boylara ilişkin geniş bilgi için bkz., Faruk Sümer, Oğuzlar, Ankara 1 964.
(9) A, Çay, a.g.e., s. 247.
(10) Geniş bilgi için bkz., Mahmut Rışvanoğlu, Doğu Aşiretleri.
(11) A. Çay, "Ertuğrul Gazi, Karakeçililer ve Söğüt Yörük Bayramı", III. Osmanlı Sempozyumu, Söğüt 1988, s. 7.
(12) A, Çay, a.g.m., s. 7.
(13) 1589 tarihli Ankara Şeriye Sicili.
(14) Tuncer Gülensoy, "Karakeçili", Ortadoğu Gazetesi, 22 Aralık 1994, s. 2.
(15) Kâmil Su, Balıkesir ve Civarında Yörük Türkmenler, Balıkesir Halkevi Yayını, Sayı 20, İstanbul 1938, s. 40.
(16) Geniş bilgi için bkz., İsmail Özçelik, Millî Mücadele'de Güney Cephesi Urfa, Ankara 1993.
(17) Türk İstiklâl Harbi, VI, Cilt, s.180 vd.
(1Cool A.Çay,a.g.m., s. 9,
(19) Kadri Top, Atatürk Diyarbakır'da, 1932, s, 4.


_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etmuharremkaraoglan tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
KARANİNA
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 30 Oca 2010
Mesajlar: 843

Prş Şub 04, 2010 2:53 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
Türkiye' de yörüklerin illk Türkler oldugunu Osmanlıya dayanan soyunu kuşkusuz herkez biliyordur. Bu bilgileri bizimle paylaşmanız çok güzel. Ama dikkatimi o yanınızdaki şirin tatlı köpek dagıtıyor o gerçekmi yoksa imitasyonmu?

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderKARANİNA tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
muharremkaraoglan
Site Admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2007
Mesajlar: 2354

Prş Şub 04, 2010 4:33 pm
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
Yanımda Şirin köpeğin adı;Çapkın (Malta terier Sıfır numara) 10 günlük aldım,şu an iki yaşında..Balkanların ve Ortadoğunun en Çapkın'ı işte bu.

Sazımın adı,"Zahide"; Beş çeşit ağaçtan Sivas'lıı bir ustanın üç ayda ortaya çıkardığı can yoldaşım.(Bu aralar aramız bozuk kendisiyle-sakın duymasın.İzmir'in havası yaramadı.Gidelim buralardan diyor.)

Teşekkürler Karanina.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etmuharremkaraoglan tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Başlığa cevap gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

ŞAİR BAHÇESİ Forum Ana SayfaACIPAYAM -YEŞİLYUVAYÖRÜK TARİHİ
Geçerli Zaman: Prş Ağu 21, 2014 3:06 pm
Tüm zamanlar GMT + 3 Saat
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu - Glass² Created by DoubleJ(Jan Jaap)

Abuse - Report Abuse - TOS & Privacy.
Powered by forumup.web.tr forum gratis free, create open your free forum! Created by Hyarbor & Qooqoa - Auto ICRA

Page generation time: 0.184