ŞAİR BAHÇESİ
MUHARREM KARAOGLAN SIIR- EDEBİYAT FORUMUNA HOS GELDINIZ


ŞAİR BAHÇESİ Forum Ana SayfaMAKALE VE DENEMELERYAZILARIM
Geçerli Zaman: Çrş Tem 23, 2014 11:18 pm

Başlığa cevap gönder Önceki başlık Sonraki başlık
Yazar
Ads






Çrş Tem 23, 2014 9:18 pm
Mesaj
Ads

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Cmt Şub 19, 2011 11:11 pm
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

İki bin dört yılının üç nisanında yüzü ışıl ışıl parlayan, gözleri pırıl pırıl yanan sevgiyi hoşgörüyü kardeşliği o minicik avuçlarıyla tüm insanlığa sunan biri geldi dünyaya.
Adı Acıpayam com .Soyadı sizi seviyorum.
Sadece bir nokta idi önce, denizdeki halkalar gibi açılmaya başladı yavaş yavaş. Her açılan halkada büyüyor ve sevgiler dağıtıyordu.
Yağmur bulutları, çiçekler kurumasın diye ıslak buselerini bırakıyor, güneş, eksik olmuyordu üzerinden.
Kollarını açtı sonsuza kadar ve kucakladı. Acıpayam’dan,dünyanın her yanına dağılan rengârenk gülleri.
Hoş geldin sefa geldin. Doğum günün kutlu olsun. İyi ki doğdun, iyi ki varsın. Bizleri bir çatı altında topladın.
Gurbetin ne kadar zor olduğunu hepimiz çok iyi biliriz.
Yuvasından ayrılıp uzaklara çok uzaklara giden,söyleyin; hangimizin yakını yok ki? Kimimizin babası anası kardeşi can dostları, kimimizin eşi veya yavrusu.
İşte,iki bin dört yılının üç nisanında doğan, bizleri bir yerde toparlayan bu güzel ve şirin sitemiz; özlemleri buluşturdu, hasretleri eritti, farklı düşünceleri ayna olup yansıtarak,bizlerin sevgilisi ve vazgeçilmez bir tutkusu haline geldi.
Bu tutkunun adı olsa olsa aşk olurdu. Neden diyeceksiniz; çünkü aynı şeyi düşünüyor aynı şeyleri duyuyoruz. Tek vücut olmuş yüzlercemiz burada. Her birimizin yüreğinde sevgiden başka bir şey var mı?
Fikirlerde ve renklerde elbette ki farklı düşüncelerimiz olabilir. Bizler yöre insanı olarak doğduğumuz toprakları özleriz hep.
Kaderimize yazılmıştır daha doğmadan gurbet eller.
Severiz herkesi. Ayırmayız siyahla beyazı. Bizi,biz gibi sevenleri, bizde,biz gibi görür,biz gibi severiz ve öylede sevmemiz gerekir.
Bize, bizleri anlatan, bize, bizlerden haberler veren,iki yaşını dolduran,Memleketimiz kokusu olan bu taze gülümüzü yaşatmak için,ele ele vererek gönül birliği yapmamız gerekiyor.
Sitemizin gözlerinde içinde hep beraber yaşıyoruz şimdi. Geçmişimizi arıyoruz sayfalarda. Gülen masum yüzlerimizle dalıp gidiyoruz zaman tünelinin içinde. Anılarımız tazeleniyor ve her gün yeni bir dost kazanıyoruz. Sabahları en tatlı günaydınlarımızı birbirimize iletip gecenin geç saatlerinde iyi geceler dileklerimizle gözlerimizi kapatıyoruz.
Bu güne kadar gözlerimize hitap ettin.Kurucumuz Mustafa Ünal Memleketimiz kokusu Acıpayam com radyosunda aktifleştirerek sitemizin sesini de sizleri duyurmayı başardı.Ben de tüm üyelerimizin adına Mustafa kardeşimize teşekkür ediyor şükranlarımı gönderiyorum. Ayrıca Site Editörü ,Emin Okkaya Muhammet ak Haber Editörü Müzeyyen Savaş Teknik sorumlu İsmail Yıldırım ve En küçük elamanlarımızdan sitemizin cini İbrahim Özkaya,Köşe Yazarlarımız Osman Can, Baki Evkaralı,Muhammet Dilek,Ali Can ve Ümran Songun hanımefendiye ve sitemizin tüm üyelerine teşekkürlerimi gönderiyorum.
Değerli gönül dostlarımız üye kardeşlerimiz bu site hepimizin sitesi ve bizler bu site içersinde yaşayan aile fertlerinden birisiyiz.
Memleketimizin kokusu acıpayam.com sitesi sayesinde birbirimizi tanıma fırsatı bulduk. İki yıldır bu sayfalarda dolaşıyor sıladakiler gurbete,gurbettekiler sıladaki dostlarına, yakınlarına ulaşma olanağı buluyorlar.Yine bu memleketimizin kokusu acıpayam.com sayfalarında Acıpayam’lı olmayıp ta kendini bizden hisseden kültürümüzü paylaşan can dostlarımız var. Birbirimizi kırmadan sevgi ve hoşgörü içersinde daha nice iki yıllara diyerek sizler adına sitemiz Memleketimizin kokusu Acıpayam.com diyorum ki ;

Seni çok seviyoruz.
Köklerin büyüsün,
dalların çoğalsın,
renk renk tomurcukların açsın.
Sen bizlerle nice yıllara taşınacaksın.
Doğum günün kutlu olsun.İyi ki doğdun.İyi ki varsın.
Nuri GÖKGÖZ

BİN DOKUZ YÜZ SEKSENE

Öyle bir arzu,
Öyle bir istek var ki içimde,
Sana koşmak istiyorum,
Ve öpmek doyasıya.
Tutmak kollarından çılgınca,
Bir daha ayrılmamak üzere.
Saatlerce seni dinlemek,
Ağlayan gözlerini silmek,
Ne hoş,ne güzel,
Nefes nefes seni duymak.
Ve dizlerinin üzerinde,
Uyumak sabaha dek,
Sonra uyanmak,
Yeni doğan bir güneşle,
Taze taptaze ümitlerle,
Yürümek alabildiğine,
Uçsuz bucaksız yollarda,
Bin dokuz yüz seksene.
31Aralık.1979 Horasan

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Cmt Şub 19, 2011 11:12 pm
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
NEVRUZ VE GÜNEŞ

“Yediveren düğünlerin bakir koynunda
Halaydır, horondur, bardır nevruz
Ela gözlerde yeşil haledir
Zülfün tellerinde pare pare yaredir nevruz”


“Anadolu kültür coğrafyasında, tabiatı hayatına rehber edinmiş ve konar göçer bir hayat tarzı ile doğayla iç içe yaşayan insanımızın baharın gelişini, toprağın yeniden insanın hizmetine girmesini, önemsemesi ve bu günü bir bayram sevinci ile kutlaması nevruzu bir bayram olarak günümüze kadar taşımıştır. NEVRUZ toprağın, suyun ve havanın değiştiği günün yani cemrenin bayramıdır.
Dünyadaki birçok toplulukta farklı inanışlarla ve farklı isimler altında şenliklere konu olan dünyanın en eski bayramı NEVRUZ, Türk dünyasında da Göktürklerin Ergenekon'dan çıkışı ve 12 hayvanlı Türk takviminde yeni yılın başlangıcı olarak 5 bin yıldan bugüne kutlanıyor.
Kimi topluluklar, bu günü Allah'ın dünyayı yarattığı gün, kimileri Hz. Nuh'un yere ilk ayak bastığı gün, kimileri ise ilk insanın yaratıldığı gün olarak kutlarken, kimi topluluklar ise gece ile gündüzün eşit olduğu bu günü, bir bahar müjdecisi kabul ediyor.
Doğanın kıştan uyandığı, birliğin, barışın, bolluk ve bereketin kutlandığı NEVRUZ, aynı zamanda Milli Kültürümüz içerisinde birlik ve beraberlik sembolü olarak yaşattığımız önemli bir kültür mirasımızdır.
Türk geleneğinde önemli bir yeri olan ve bu güne özel hazırlanan aşure, Nevruz kutlama etkinliklerinde geleneksel hale gelmiş olan örste demir dövme,yumurta tokuşturma da bunlardan bazılarıdır.”
İşte dışarıda yeni bahar yapılanıyor.Havanın,kapalı ve yağışlı zamanları yavaş yavaş günlük güneşlik bir hale dönüşmeye başladı.
Bizlerde hayal ettiğimiz bahar günlerini yaşamaya başladık.Çok sevdiğimiz güneşi daha fazla göreceğimiz ve bazen de sıcaklığından şikayet edeceğimiz günler başlıyor şimdi.topraklarımızın üstü halı motifleri gibi işlenmeye başladı.Papatyalar ilk müjdeyi verdiler.
“Hadi kumaşlar dokuyalım bahar yapraklarından zor zamanlarımızı sarmalamak için Yaşadığımız her şey farklı bir anlam bulmuyor mu zaten beynimizde ? “
Dağlarına,ovalarına,bahçelerine bahar geldi artık memleketimin.Sonbaharda kaybolup giden o sarıya dönen otlar,yapraklar,doğaya küsen ağaçlar,bakın nasıl gülümsüyor bizlere.Özlemle beklediğimiz, Corum dağlarından Merhaba deyip, Mevlütler dağlarından elveda diyen bahar güneşi bizimle artık.

Baharın doğuşu kutlu olsun hepimize.

Işık ve sevgi her zaman sizlerle olsun

Nuri GÖKGÖZ


SiZDE BİR DÜNYA DÜŞÜNÜN

Bir dünya düşünüyorum,
İçinde kötülüklerin,
Ve canavarların olmadığı

Renklerin hepsi bir arada,
Çiçekleri taze,
Suları coşkulu,
İçi balıklarla dolu,

Bahçeler yapıyorum,
Bol ağaçlı bahçeler,
Salıncaklar kuruyorum,
Dünyaya doyamadan göçüp giden,
Çocuklar oynasın diye.

Bir dünya düşünüyorum,
İçinde ağlayanların
Ve ağlatanların olmadığı,
Yaşayanlar hep güler yüzlü,
Sevgiyle bakan
Yanaklarda gözyaşı olmayan.

Evler yapıyorum,
Duman tüten evler,
Dayıyorum döşüyorum,
Yeni nevruzlarda,
Çocuklar oynasın diye.


Sizde bir dünya düşünün
İçinde düşmanlıklar ve kavgalar olmasın
Mutsuzlar doğmasın peşi peşine
Sevenler birlik olsun

El ele, göz göze
Çiçekler yağsın gökten
Yeryüzü renklensin
Kuşlar uçsun,
Kuzular melesin.

Sizde bir dünya düşünün
Bu güzel nevruzda
Benim dünyamla birleşsin.
21.03.2002

Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Cmt Şub 19, 2011 11:13 pm
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
8MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

8 Mart Dünya Kadınlar günü. Dünya var olduğundan bu güne kadar, kadınların toplumda erkeklerle eşit haklara sahip olabilme mücadelesi süregelmiştir.
Günümüze gelinceye kadar süren bu mücadelenin sonunda maalesef istedikleri eşit haklarına çağdaş ülkelerde kavuşsalar da birçok yerde sahip olamamışlardır.
Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;
Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.
Türkiye’den Rakamlar ( Milliyet, 8 Mart 2001)
Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.
Bu araştırmada görüldüğü gibi, kadınlar yaşadıkları her toplumda erkeklerle beraber hatta onlardan daha fazla çalışmaktadırlar. Bu çalışmalarının karşılığını ise çoğu kez dışlanarak almaktadırlar. Aşağıdaki sözler bunu nasıl perçinliyor bakın.
”Saçı uzun aklı kısa”
”elinin hamuru ile erkeğin işine karışma”
“ kadının,karnından sıpayı,sırtından sopayı eksim etmeyeceksin”
”Kadın bir şeytandır “
“Kadın erkeğin elinin kiridir, yıkayınca çıkar gider” ne kadar yanlış değil mi bu sözler?
Şarkılarımıza, türkülerimize ve yazılan şiirlere bakıyoruz. Genelinde en güzel sevgi sözleri, en güzel nağmeler onlara yazılmamış mı? Dünyanın en güzel seçkin çiçekleri, en değerli takıları onlar için hazırlanmamış mı? Ferhat Şirin için dağları delmemiş mi? Mecnun Leyla için çöllere düşmemiş mi? “Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar” sözü boşuna mı?
“ Oysa “anneler bir melektir”
“cennet anaların ayağının altındadır”
“en fedakâr anne, Türk kadınıdır “
“ana sevgisi bütün sevgilerin kaynağıdır” sözünde olduğu gibi bu kez de kadınlar yüceltilmiştir. Aslı da bu olmalıdır zaten.
Şunu hiçbir zaman unutmayalım. Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri evlatlar sayesinde kazanılmıştır. Kurtuluş savaşında kadınların neler yaptıklarını biliyoruz. Nene hatunları hatırlayalım. Yine bu kahramanlarımızdan:
Kara Adile, büyük zaferden sonra Atatürk Tarsus’a geldiğinde O’nun önüne diz çökmüş, ellerine sarılmış. Atatürk, Adile Hanımı yerden kaldırdıktan sonra, gözleri yaşla dolu olarak şöyle demiştir.
”Kahraman Türk kadını! Sen, yerlerde sürünmeye değil, omuzlarımız üzerinde göklere kadar yükselmeye layıksın!”
Ülkemizde Atatürk inkılâpları sonunda elde edilen kadın haklarındaki kazanımlar, çağdaş bir kadın yaratma yolunda atılmış önemli adımlardır. Atatürk’ün önderliğinde 5 Aralık 1934 tarihinde Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Türk kadını, haklarını dünyadaki birçok ülke kadınlarından daha önce kavuşmuştur. Devletin birçok kademelerinde söz sahibi olmuşlardır.
Ülkemizde kadınlar erkeklerle eşit haklara sahiptir ama bu yeterli olmamaktadır. Bu eşitlik kadınlarımızın çağdaşlaşması için yeterli değildir. Ülkemizde hala okuma yazma bilmeyen çok sayıda kadınımız bulunmaktadır. Kadınlarımızın eğitim seviyelerinin yükseltilmesi gerekmektedir. Çünkü yarının geleceği olan çocuklarımız ilk eğitimini okul yaşına kadar anneler vermektedir. Onların kilim dokuyan, yün eğiren, gözyaşlarımızı silen, bizi okşayan o öpülesi elleri hep başımızın üstünde olsun.
Ülkemin tün kadınları gününüz kutlu olsun.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:41 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
KIRCALI MEHMET YILMAZ



1928 kırca doğumlu Mehmet YILMAZ.Şimdi ki gençlerimiz bilmem ne kadar tanırlar bu değerli öğretmenimizi ?

Umman Ninenin yazarı,değerli öğretmenimiz ender yetişen büyüklerimizden biridir. İlçemizde ve çevresinde yıllarca öğretmenlik ve Acıpayam Halk Eğitimi Müdürü olarak ta görev yapmıştır.

Onu 28 Şubat 1999 yılında 71 yaşında Denizli Devlet hastanesinde kaybettik. Ölümünden tam 7 yıl geçti ama onu tanıyan bizler asla ve asla unutmadık.

Bizlerin yüreğinde değerli bir büyüğümüz olarak yaşayacak her zaman. Doğduğumuz toprakları ve yaşadığımız kültürü,ülke genelinde duyuran o yazdığı küçükte olsa Umman Ninenin Mektupları kitabı, nesilden nesile dolaşan, bir kültür hizmeti olarak kalacak ve örnek olacak bizlere.

Belki Mehmet YILMAZ öğretmenimiz, ülke genelinde tanınamadı. Onu tanıtacak olan artık bizleriz.Bu görevi de yapmamız gerekiyor.

Ninenin mektupları diyince hemen aklımıza bir başka hemşerimiz daha geliyor. Bu kişi de Özay GÖNLÜM. Üçlü yaren sazıyla hoş ve tatlı yöre ağzıyla okuduğu mektuplar ve türkülerle tanıdığımız Özay GÖNLÜM.

Bir yıl arayla 01 Mart 2000 yılında O’nu da kaybettik. Her ikisinden geriye kalan Mehmet YILMAZ öğretmenimizin kitabı, Özay GÖNLÜM’ ün ise sesi ve sazı kaldı. 1998 yıllarında İzmir Selçuk’ta karşılaşmıştık Mehmet YILMAZ öğretmenimle.

Hasta olan tarım Kredi kooparatifinde görevli Oğlu Şükret’i İzmir Ege Üniversitesine götürüyormuş.Tesadüfen karşılaşmıştık mola verdiği bir mandıranın önünde.Bir yaz günüydü.Oturup birer kahve yudumlamıştık ailesi ve iki oğlu ile beraber.

Benim Halk Eğitim Müdürü olduğumu duyunca gözleri farklılaşıvermişti.O yöre konuşmasıyla bana mesleğimle ilgili öğütler vermişti.

< Doğduğun toprakları sakın ha unutma evladım.Birçokları gibi sende unutulur gidersin sonra >

Ve ben unutmadım ne doğduğum toprakları nede bu eşsiz değerli meslektaşımı.

Yıllar önce yazmış olduğu eseri “UMMAN NİNENİN MEKTUPLARI “nı mümkün olduğu kadar çoğaltarak bizden sonrakilere aktarmak için çalışıyorum.Keşke onu daha çok yakından tanıma fırsatım olsaydı.Ama maalesef o şansım da kalmadı şimdi.

Yattığın yerde rahat uyu.Ruhun şad olsun öğretmenim.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:43 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
BABALARDA AĞLAR

Bayramdan önceki bir yazımda babam ve oğlum filminden bahsetmiştim.Bu hafta ise Aydın Söke’de ,hemşerilerimiz çıkardığı Pamukkale dergisinde yayınlanan İlk Öğretim öğrencisi küçük bir kızımızın yazısına yer vermek istedim.Tıpkı Babam ve oğlum filmindeki gibi etkiledi beni. Gelin beraberce Ebru Öztürk kızımızın bu yazısını okuyalım şimdi.

“Babalar titrer kızlarının üzerine,bir biblo gibi görür onları,kırılmalarından korkarlar.Kızlarının üzerine fazla gidilmesini istemezler.Onlar üzülecek diye korkarlar.Ne çalışmaktan yorulur,ne bilekleri bükülür,ne dizleri çürür.Onlara iyi bir gelecek hazırlamak için yılmadan,yorulmadan çalışırlar.Onlara ayakta durup,başlarını dimdik tutmayı öğretirler.Ve…Seneler birbirini böyle kovalarken ben büyüyüp evlilik çağına gelivermişimdir.Yavaş yavaş kanat çırpmaktayım.

Babamın o korkulu rüyası gerçekleşmiş,elin oğlu kapımıza dayanmıştır. .Babamın canı istemese de benim o küçük pembe dünyamı yıkmamak için “evet “der onlara.Beyaz gelinliğimi giydirip,belime al kuşağımı bağlayıp evin merdivenlerinden indirirken beni,dolu gözlerle son defa bakıp,Onun “ESMER GÜZELİNİ” elin oğluna teslim eder. .Babam dokunduğu her şeyde beni hissetmektedir.Gözleri ufukta,beni; sadece beni düşünmektedir.Gücü dermanı artık azalmış,dizlerinde takat kalmamıştır.İçinde kimsenin dolduramayacağı bir boşluk vardır.Benim o tebessümlü,”neşeli yüzümü”,”babişko ne haber ? ” diye seslenişimi özlemiştir.

Peki “sıpa kızı “ne haldedir ki ?
Ya vurdumduymazsa damat ?
İçip içip geliyorsa eve ?
Hele birde o kırılası elleri ile dövüyorsa “esmer güzelini”.

Ya bir de bunların hepsi gerçekse ,yaşanıyorsa diye düşünürken korktuğu başına gelmiş,ben baba evine geri dönmüşümdür.Babamın ise kurtarmaya çalıştığı gemi batmıştır.
Babam gözyaşlarına boğulmuştur.Bu gözyaşlarının birazı kendisi için,birazı ise benim yıkılan tozpembe dünyam içindi.Hiçbir zaman unutmayalım arkadaşlar.Onlar ne kadar sert görünürlerse görünsünler babalarda ağlar. “

Bir baba olarak Ebru Öztürk kızımıza katılıyorum.Babaların gözlerinden yaş akmayabilir. Sahi ağlamak için gözden yaş mı akmalı ? Bilir misiniz babaların yürekleri ağlar, gözden akmayan damlalar o yüreğe akar.Evet dostlarım,evet ebru kızım BABALARDA AĞLAR.

SUSAYIPTA GEL

baharda yeşerir her yer
gülen gözlerde gül açar
beyaz gelinlikler içinde güzeli
kefenlerse sırları saklar
sordun mu hiç
bülbül gülde ne arar
kalmaya karar verdiysen eğer
bir bahar gününde
kötülükten arınıp
biraz olsun
sevmeyi öğrende gel
aşka
sevdaya susayıp da gel
çünkü karacaoğlan’ın su içtiği pınar
şimdi benim
gözlerimden akar


Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:44 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
BEKLEMEK

Bir şeyleri beklemek çok zordur bilirim.
Geçmez o saatler.
Sıkıntı kaplar içimizi.
Patlayacak gibi oluruz.
Beklemeler hiçbir zaman bitmez.
Şöyle beş altı yaşlarındaki zamanlarımıza gidelim bir an. Düşünelim. Evde ve çevremizde okula giden ağabeylerimize, ablalarımıza bakıp hep iç geçirmez miydik? Annelerimize ve babalarımıza, “ben de okula gideceğim” dediğimiz zaman, bize verilen yanıt:
-“Dur, daha küçüksün, bekle.” Olmaz mıydı?
Ve biz de beklerdik.
- “Çok uyu,çok yemek ye, çabuk büyürsün.” derlerdi.
Yerdik ve uyurduk ama yine de geçmezdi o zamanlar, büyüyemezdik hemen. Zorda olsa gelirdi beklediğimiz günler, bizde okul önlüklerini giyer başlardık o özlem duyduğumuz okul yaşamına.
Beklemek bitmezdi, aksine çoğalırdı artan yaşımızla beraber. Ona paralel olarak da beklemeler ardı ardına gelirdi. Sevdalara tutulurdu genç gönüllerimiz. Yaşamımızdaki önemli olan diğer beklentileri unuttururdu bir an. Tozpembe görmeye başlardı gönlümüz her şeyi.
Bir haber…
Bir mektup…
Bir telefon beklemek olurdu kaderimiz.
Sonra o da geçerdi.
Yaşamımızda bize asıl gerekli olan hayatın gerçeklerini beklemeye başlardık artık. Bir iş sahibi olmak, aile kurmak, aileyi büyütmek, onları geleceğe hazırlamak. Binbir zorluklarla karşılaşsak da, onlar da gelir geçiyor hayatımızdan.
Buraya kadar çok arzuladığımız, gelmesini yürekten istediğimiz beklemeler, artık yerini bizi korkutan beklemelere götürür. Korku başlar artık içimizde. Çünkü o beklemenin sonunda sevdiklerimizden, dostlarımızdan ve yaşam boyunca kurduğumuz hayallerimizden ayrılmak vardır. Gelmesin isteriz, o son beklediğimizin kaçınılmaz an. Onun için yaşadığımız zaman içinde, iyilikten, doğruluktan, dürüstlükten ayrılmamalıyız. Yaşam felsefemiz; çevremize, zifiri karanlıkta siyah bir taşın üstündeki karıncayı görebilecek bir gözle bakmak olmalıdır.
Beklediğimiz bayrama da sayılı saatler kaldı. Sılada analarımız, babalarımız, gurbetteki evlatlarının yollarını gözlüyor. Gurbettekiler ise onlara kavuşmanın heyecanı içinde.
Aramızdan ayrılıp ebedi dünyaya göçen yakınlarımız ise kabristanlıkta bizleri bekliyor. Bekleyen gözleri ve gönülleri bekletmeyelim.
Küskünlerin el sıkışıp barıştığı, seven gönüllerin bir araya geldiği, Mübarek Kurban bayramımız kutlu olsun, huzur ve mutluluk eksik olmasın üzerimizden.



ANKA KUŞUM

birini gördüm dolaşırken ışıksız sokaklarda
karanlığa bulaşmış gözleri ile
çatlak dudaklarında parlayan
sigarasının ışığında
toprağa bir şeyler çiziyordu

kırmızı bir gül dalıydı kalemi
çizgileri yaşlıydı

karanlığı yeşile boyuyordu
gözlerinden akan damlacıklar

arada bir açılıyordu gökyüzünün perdeleri
ay vuruyordu zaman zaman resmin üstüne
beliriyordu kırık bir tebessüm o an yüzünde

uzunca bir zaman sonra
hiç sezdirmeden bana
karanlıkları da alıp gitmişti

ağaran tan yerinin ışığında
ondan geriye kalan
yerde sayılmayacak kadar çok izmarit
gül dalından bir kalem
ve
ıslak bir yazı toprakta

SEN YOKSAN BENDE YOKUM ANKA KUŞUM

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:46 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
MERHABA YENİ YIL

İki bin beş yılının son akşamına az kaldı yine. Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Dolu dolu yaşadığımız iki bin beş yılında, yine her zamanki gibi zaman zaman güldük zaman zaman ağladık. Bizimle gülen bizimle ağlayanlar; YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.

Birbirlerini tanımayan, memleket sevdası ile tutuşup yanan veya Acıpayam’lı olmayıp ta bizlerin arasına katılan ve sayısı dört bini aşan arkadaşlarımızla yepyeni bir sevgi dünyası oluşturduk. Bu sevgi dünyasına tuğla koyanlar; YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.

Beraberce kurduğumuz bu sevgi dünyasına; dünyanın ve güzel ülkemin her köşesinden birer gül diktiniz gönül bahçemize. Her gülde ayrı bir güzellik, ayrı bir tat vardı. Buram buram hasret ve sevgi kokuyordu artık bahçemiz. Bu bahçeye emek verenler; YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.

İki bin beş yılında Acıpayam Kaymakamlığının Pakistan depremzedeleri için başlattığı eşya ve para toplama Kampanyasına maddi ve manevi destek verenler, YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

Yıllardır kendi dünyalarında gerçekleşmesi zor olan hayaller kuran Menduh ile Himmet kardeşimizin o hayallerinin gerçeğe dönüşmesine vesile olanlar ve onları Acıpayam pazarında dünyanın en mutlu insanı yapanlar; YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

Aramızdan çeşitli nedenlerle ayrılıp toprağa verdiğimiz kardeşlerimiz, evlatlarımız ve değerli büyüklerimiz sizleri de unutmadım. Aramızda olmasınız da biliyorum ki sizin ruhlarınız daima bizimle ve bizi izlemekte, sizlerinde; YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.

2006 yılında, dostluk ve kardeşlik sevgisiyle dolduralım yüreklerimizi. Acılarımızı ve sevinçlerimizi yine paylaşalım. Doğruluk ve dürüstlük meşalesini önümüze alarak yürüyelim. Bırakalım gölgemiz arkamızdan gelsin. Memleketimin güzel insanları birçoğunuzla yüz yüze olmasa da kalben tanışmış olduk. Sizlerin yeni yılını kutluyor huzur ve mutluluklar diliyorum. Işık hep gönlünüze dolsun, YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

bir damla
bir damla daha
damlalar devam etti ardı ardına
birikti birikti su oldu aktı
kentleri aştı
toprakları yardı
bir sağa bir sola
deli dumrul gibi
dolandıkca dolandı
ovalara ulaştı
sakinleşti sonra birden
duruldu
ne o eski hırçınlığı
ne de kızgınlığı kaldı
anladım ki
göl onun beklediği aşkıydı...

Nuri GÖKGÖZ



Yeni damlaların oluşturduğu okyanuslarda buluşmak ümidiyle hepinizi selamlıyorum.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:47 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
BABAM VE OĞLUM
Geçtiğimiz hafta sonu, televizyonlarda dinlediğim ve gazetelerde okuduğum "Babam ve Oğlum" filmine gitmeye karar verdim. Ağlamanın ve gülmenin doya doya zevkini yaşabildiğim bir gündü o gün.
Bizleri anlatıyordu tüm gerçekliği ile.Çünkü genelde bir çok arkadaşımız o yıllarda bu olayları yaşamıştı ve biz o zamanlar çocuktuk.Şimdi ise babayız.

Bu filmi izledikten sonra inanın iki gün etkisinden kurtulamadım.Rahmetli babacığımı düşündüm.Onun ellerinden yanaklarından öpmek istedim.Keşke hayatta olsaydı da O’na doya doya bir kez daha sarılsaydım.
Çocukluğumuzda ve gençliğimizde onları anlayamamışız.Hep derlerdi ya bize.Evlat sahibi olunca anlarsanız diye.
Bizlerse çoğu kez gülüp geçerdik bu söze. Doğruymuş o söylenenler.Belki de bana diyeceksiniz ?Nereden çıkardın şimdi bu babam ve oğlum filmini diye.

Ben her zaman şuna inanırım.Hayatta ders alınacak önemli olaylar vardır.İşte bu yüzden bu haftadaki yazımda bu konuyu ele aldım.

Bu film bizleri anlatıyor.
Bu filmde gerçeklerle karşı karşıya geliyoruz.
Bu filmde çocukluğumuzu gençliğimizi ve babalığımızı yaşıyoruz.
Bu filmde kendi kendimizle yüzleşiyoruz.
Gerçek bir yaşam hikayesi olan bu filmde her birimiz yaşadığımız o 1976 yıllarındaki geçmiş anılarımızı buluyor.Yine bu filmde beni en çok etkileyen bizim yöre şivesinin konuşulması oldu.Bir an kendinizi o sahnenin içinde hissediyor ve an an olayı yaşıyorsunuz.

Bu filmi izleyenler bakın neler söylemişler .
“hala tüylerim diken diken, gözlerim şiş”
“gerçekten sarsıcı ve duygu yüklü bir film olmuş”
“ evet ağladık ama çok güldüğümüz sahneleri de unutmamak lazım”
“çok ağlatan , ağlatırken aynı anda güldürebilen bir film”
“genelde kolay ağlamam ama bu filimde hıçkırarak ağladım”
“Ailece gidin seyredin. Hele o dönemleri yaşadıysanız”
“sinemadan çıktığımda sanki kendi ailemi içerde bıraktım gibi geldi”

Ve daha binlerce sözlenen yorumlar.Fırsatınız olursa mutlaka bu filmi izleyiniz.İnanın ağlamaya çok ihtiyacımız var insan olarak.Ben bunu filmden çıktıktan sonra anladım.Hani erkekler ağlamaz diye de düşünmeyin.
Bir başka yazıda buluşmak üzere hoşça kalın dostça kalın.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:48 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
ÖĞRETMENİM

Alnımızda bilgilerden bir çelenk / Nura doğru can atan Türk genciyiz / Yer yüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk / Korku bilmez soyumuz / Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun / Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun / Candan açtık cehle karşı bir savaş, / Ey bu yolda ant içen genç arkadaş / Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş / Durma durma koş / Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun / Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.
Büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ün “ öğretmenler; yeni nesil sizin eseriniz olacaktır “ diye emanet ettiği, yarınlara ışık saçan, gelecek nesilleri yetiştiren ve yetiştirecek olan öğretmenlerimiz. Yıllarca bıkmadan usanmadan, acılarımızı hüzünlerimizi ve sevinçlerimizi paylaşan, kendi acılarını bizlere yansıtmadan zor koşullar altında yaşayan, her türlü zorluğa sabreden öğretmenler.
Toplumun gerçek mimarları, sizler, yurdumun dört bir yanına, karanlıktan aydınlığa bir mum gibi ışık verirken kendi eriyip giden eli öpülesi insanlarsınız. Gününüz kutlu olsun. Hani bir söz vardır.”Ağaç yaşken eğilir ”O genç ağaçlara şekil veren, bıkmadan usanmadan gece ve gündüz nakış gibi işleyen sizlersiniz.
”Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözünden de anlaşılacağı gibi hakkı ödenemeyecek olan değerli öğretmenlerimiz. Uzatın ellerinizi hepinizi öpmek istiyorum bu gün. Dertleri çok dermanları yok ama yüzleri daima gülen öğretmenlerim. Sizindir dağlarına gelinlik giydirilmiş memleketimdeki düğünler. Çalsın davullar. Sizler için türkü söylemek ve sizler için oyunlar oynamak istiyorum. Haydi; Uzatın ellerinizi hepinizi öpmek istiyorum bu gün. Çocukluğumuzda okuduğumuz “ Âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur cübbemiz için süstür." Sözünü unutur muyuz hiç değerli öğretmenlerim. İşte siz busunuz. Anasınız bize, babasınız, kardeşsiniz, dostsunuz. Gecemize ay, gündüzümüze güneşsiniz. Sizin huzurunuza geldim bugün ve dünyanın bütün çiçeklerini getirdim sizlere. Dinleyin beni öğretmenlerim…

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde acar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Değerli yazarımız Ceyhun Atuf KANSU’ nun bu ölümsüz şiiri ile beraber, memleketimin her köşesinde görev yapan ve bu dünyadan göçüp giden bütün öğretmenlerimin gününü kutluyorum.

Bir başka yazıda buluşmak üzere hoşça kalın dostça kalın.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:50 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
SENİ UZAKTAN SEVMEK

Öyle değilmidir hep. Hani şarkılarda öyle söylemez mi.< seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli >Evet benim güzel memleketim. Ben ve benim gibi birçok insanımız senden uzaklarda. Ama bilesin ki bizim yirmi dört saatimizde sen varsın. Yaşadığımız sürece de sen olacaksın. Ömrümüz tükendiğinde ise tıpkı Ramazan Bayramında ebedi olarak koynuna aldığın Nüfusçuların Tamer Tuncer ve Fettahların Kudret Erdoğan ağabeylerimiz gibi bizlerde sana geleceğiz. Badem kokulu tütün kokulu kavun kokulu memleketim. Şarkıda ki gibi olsa da seni çok seviyoruz. Sende bizi sakın unutma.

Yılardır gurbetlerde dolaşırım. Yurdumun birçok yerinde bulundum. Oralarda karşılaştığım memleket insanlarımla zaman zaman bir araya gelip geçmişimizi yâd eder hep senin bizlere vermiş olduğun o Mevlana sevgisiyle sarılırdık dostlarımıza. Memleketimize layık olmak için hep Yunus’u seçerdik rehberimiz olarak. Bir yanlışımız olmadı inan. Farklı olsa da renklerimiz hep iyiyi, güzeli, doğruyu aradı nemli gözlerimiz. Havuç kokulu, soğan kokulu, darı kokulu memleketim. Şarkıda ki gibi olsa da seni çok seviyoruz. Sende bizi sakın unutma.

Bayramları ve tatilleri özlemle hasretle bekleriz. Yaklaştıkça günler, kuş yavrusunun yüreği gibi çarpar kalbimiz. Cankurtarandan sallanınca leblebi diyarına doğru kollarını açmış geniş bir yaylanla bağrına alırsın bizi. Geniş düzlüklerini gördüğümüzde içimiz bir hoş olur ve boşalır gözlerimizden bulutlar. Önce armut ağaçları sonra tütün tarlaları ve Mehmet Yılmaz Hocamın sesi yükselir kırca köyünden. Nenenin Mektubunu fısıldar kulaklarımıza. Ilık ılık esen rüzgarların eşliğinde. Alabalık kokulu, domates kokulu, pehlivan kokulu memleketim.

Şarkıda ki gibi olsa da seni çok seviyoruz. Sende bizi sakın unutma.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:51 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Bu gün yine bayram,
Çiçeklenirken kabirler,
Yitenlere çarpar yine yüreğin.
Açık tut kapıyı,
Seni görmeye geldim anne.
Bu gün yine bayram,
Sevinirken çocuklar,
Bilirim nehir akar gözlerin,
Sil o gözyaşlarını,
Elini öpmeye geldim anne.
Bu gün yine bayram,
Ağlarken gökyüzü,
Buluttun, yere hasretti gözlerin,
Açılsın o sıcak kucağın,
Sinende uyumaya geldim anne…

Nuri GÖKGÖZ

Bir bayram daha geliyor ve gurbettekiler birer ikişer gelmeye başladı. Kilometrelerce uzaktan görebiliyorum yaklaşan bayram heyecanını. Arıkovanı gibi dolup taşan alışveriş merkezleri ve bayraklıklarını alan çocukların sevinçleri gözlerimin önüne seriliyor. Çocukluğum geliyor aklıma. Ne güzeldi o günler. Arife günleri hayır toplamak için oradan oraya koşturmaları nasıl beklerdik? Şimdilerde ise o eski güzelliği göremiyoruz. Belki de bize öyle geliyor. Bu sorunun yanıtını çocuklara bırakıyorum artık. Çarşamba günü arife olacak yine ve ben yollara düşeceğim o özlemle, hasretle beklediğim doğduğum topraklara ulaşmak, arkadaşlarıma ve dostlarıma kavuşmak için. Biliyorum birçoğumuz gurbet ellerdeyiz. Kimimiz yurt dışında kimimiz yurdumuzun farklı köşelerinde görev yapıyor. Birçoğumuz benim gibi arife günü yollara düşeceksiniz. Denizli ile Acıpayam arasında atmış kilometrelik yol dolup taşacak. Araba kullanan arkadaşlar aman dikkat edelim. Bayram günündeki sevinçler hüzün’e dönüşmesin. Tüm annelerin babaların, hemşerilerimin ve Acıpayam’da görev yapan kardeşlerimin ve sitemizdeki üyelerimizin bayramı kutlu olsun.

**********

İkibinbeş yılının bu mübarek ayında Malatya Çocuk Yetiştirme Yurdundaki işkence gören çocuklar yüreklerimizi parçaladı. İnsanlığa ve hukuk’a saygısı olmayan, çocukların kafalarını tokuşturan, üzerlerine sıcak su atan, onlara insan dışkısı yediren, acımasızca döven kadınları görünce insanlığımdan utandım. Bir an kendimi o masum çocukların yerine koydum. Göz pınarlarımdaki yaşlar boşanıverdi. ” cennet anaların ayağının altındadır” diyerek kutsallaştırdığımız kadınlarımız bunu nasıl yapabildiler bu mübarek ramazan ayında anlayamıyorum. Benim gibi ülkemizdeki bütün kadınlar ve anneler isyan ettiler bu yaşanan olaya. Şunu çok iyi biliyorum ki, televizyonda o görüntüleri seyredip duygulanmayan hiç kimse yoktur. Bir zamanlar bizde birer çocuk olduğumuzu hep anımsayalım. Şunu hiçbir zaman unutmayalım. Bu çocuklar bizim çocuklarımız. İster Çocuk Yetiştirme Yurdunda olsunlar, isterse yanımızda bizimle beraber. Onlara vurmayalım. Onlar bizim geleceğimiz. Onlar bizim her şeyimiz. Sizlerinde bayramı kutlu olsun çocuklar şunu iyi bilin sizlerde bizim canımız ve kanımızsınız. Asla ve asla sahipsiz değilsiniz.

EN GÜZEL BAYRAM DİLEKLERİMLE…

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:53 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
ALIŞMALIYIZ ARTIK

İki haftadır Ege Bölgesi beşik gibi sallanıyor. Tanım olarak bildiğimiz gibi ;yerkabuğu,içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsma olayına "DEPREM" denir. Bu tanımı hepimiz biliyoruz.Bu oluşumlar son zamanlarda yine kendini gösteriyor.

Yeryüzü geçtiğimiz çok eski yıllarda olduğu gibi yine kıpırdamaya başladı. Yakın zamanda Pakistan’da meydana gelen ve binlerce kişinin ölümü ile sonuçlanan 7.4 şiddetindeki depremin yaralarını sarmaya çalışırken ve bu acı olay için ülke çapında yardım toplanırken bu kez de Ege Bölgesi merkezi İzmir’in Seferihisar ‘da 5.7 ve merkezi İzmir-Urla’da 5.9 büyüklüğündeki depremle sarsıldı.

Bu hareketliğin ardından iki haftadır İzmir ve çevresinde yaşayan vatandaşlarımızın ne uyku kaldı gözlerinde ne de huzur bedenlerinde. İnsanlar sokaklara döküldü.Kimi arabasında kimi çadırlarda kimide boş alanlara gitti bu soğuk gecelerde.İnsanlar kendi söylediği asılsız haberleri başka ağızdan duydu ve sonunda oda inandı.Depremin olacağı saati vermeye başladılar.Bir panik aldı yürüdü koca İzmir’de.Günlerce dışarıda kaldılar.Giremedi bir çok insan evlerine.Her zaman olduğu gibi böyle balon haberler elbetteki hırsızların işine yaradı.Fırsatçılara gün doğmuştu ve bir çok ev maalesef soyuldu.
Dünyamızın var oluşundan bu yana, depremlerin olduğu ve sonucundan da milyonlarca insanımızın ve evlerinin yok olduğunu okuduk zaman zaman yaşadık,yaşacağız hayatta kaldığımız sürece.

Adı bile insanı korkutmaya yetiyor değil mi ? Çoğumuz diyoruz ki; insanoğlunun yapacağı bir şey yok. Aslında yapacaklarımız çok şey var elbetteki. Bizim ülkemizde olan depremlerin daha büyükleri Japonya’da gerçekleşiyor ve kolay kolay ne can kaybı ne de mal kaybı oluyor. Onun için depreme dayanıklı binaların yapılması ve malzemeden kaçınılmaması gerekiyor.17 Ağustos 1999 yılındaki Marmara depremi anımsayalım ve çöken binaları. Çoğunda ya eksik demir,ya eksik çimento kullanılmış ve binlerce insanımızı kaybetmiştik. Bunun yanında yüzlerce de özürlü kalanlar.

Artık alışmalıyız ülke olarak depremlerle yaşamaya.Onun için kar yapacağız diye eksik malzeme kullanarak masraftan kaçınmayalım.Bunun faturasını insanlarımız çok ödedi. Artık binaları yapanlar,yaptıranlar ve denetleyenler sizlere sesleniyorum.Lütfen deprem yönetmeliklerine göre hareket edelim .İnsanlar ölmesin. Oysa insana çok ihtiyacımız var.

Ayrıca Pakistan depremi içim Milli Eğitim Bakanlığı genelgesi doğrultusunda başlatılan Yardım Kampanyasında 31.406 YTL toplanmış.Bu yardımın toplanmasında emeği geçen başta ilçe milli eğitim müdürümüz olmak üzere herkesi kutluyorum.Bu gün onların başına gelen yarın bizim başımıza gelebilir.

Haftaya buluşmak üzere hoşça kalın dostça kalın.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:55 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
GÜLEN YÜZLERİN YOLCULUĞU

Birçok sakatlıklara neden olan akraba evlilikleri toplumumuzun kanayan bir yarasıdır.Bu haftadaki yazımı Çameli ilçemizin Cumaalanı köyü Yılancık mahallesindeki yaşamları tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş kardeşlere ayırdım. Kimdir bu aile nasıl yaşar ne yerler ne içerler.

Kırk sekiz yaşındaki Baba Mehmet Soy ve kırk beş yaşındaki anneleri Dursun Soy mutlu bir evlilik yaparlar.Nineleri kardeş olan bu fakir iki kardeşimizin ilk çocukları İhsan doğduğunda dünyalar onların olur.Sonra Kızları İlknur doğar.Bu dünyalar güzeli İlknur’u üç yaşında iken ateşli bir hastalık alır kara toprağa.İhsan diğer çocuklar gibi koşar oynar ve okul yaşı gelir .İhsan 10 yaşına geldiğinde dünyaları başlarına yıkılır.Anlamadıkları ve bilemedikleri kas erimesi bu evlatlarını eve mahkum eder ve sonra da yaşamını alır gider acımasızca.
Ardından Himmet ve Memduh dünyaya gelir ve aynı kaderi paylaşırlar ağabeyleri İhsan ve ablaları İlknur gibi.

Mevsimlik bir işçi olan baba, zaman zaman İzmir’e gitmektedir.Tuz ocaklarında çalışır.Kazandığı para ancak karınlarını doyurmaktadır.Devletimizin sıcak elleri destek olmaktadır onlara.
Yıllar böyle geçmektedir acı ve ızdırap dolu.Ananın yüreği yanmaktadır.İki evlat’ı her gün gözlerinin önünde erimektedir.Bir gün Emin Okkaya çalar kapılarını.Buyur ederler konuşurlar.Emin kardeşimiz sorar çocuklara.Hayatta en çok yapmak istediğiniz şey nedir ? diye.Her ikisi de aynı cevabı verir."TEK ARZUMUZ ACIPAYAM PAZARINI GEZMEK",,,

İşte böyle başlar gülen yüzlerin yolculuğu.Yıllarca çocuksu yürekleriyle hayal ettikleri Acıpayam Salı Pazarı gezisi.

Evet sevgili okurlarım.Belki de annesinin, babasının ve arkadaşlarının anlattığı Acıpayam Salı pazarı onlar için bir hayale dönüşmüştü .Beyinlerinde kim bilir neler düşünüp neler hayal ediyorlardı.Bizler için sıradanlaşan bu Salı pazarımız bilemiyorum daha kaç çocuğumuzun hayalinde imkansızlaşıyor. Himmet ile Memduh kardeşlerimizin Salı pazarı özlemini

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

com sitesinden okuduğumda çok duygulanmıştım.

Bu sitedeki haberi,Mustafa Ünal ve Muhammet Ak kardeşimiz hiç zaman kaybetmeden ulaştırırlar hemen Acıpayam Kaymakamı Sayın Mehmet Ali ÖZYİĞİT’e .Çok kısa bir zaman içinde ilçe kaymakamımızın konuya duyarlı davranması sonucunda kendi olanakları ile gerçekleşmesi imkansız olan çocuklarımızın hayali Mustafa Ünal, Emin Okkaya,Muhammet ak ,Acıpayam Halk Eğitim Müdürü Halil Tekin, Çameli Halk Eğitim Müdürü ve DTR televizyonunun beraberliğinde bu hafta tadına doyulmayan bir gezi şeklinde yaşanıverir.

Dün akşam Selçuk’tan telefonla arayıp konuştuğum anne Dursun hanım, çocuklarının mutluluklarını bana anlatırken ağladığını fark ediyordum.Ana yüreği ağlıyordu işte.Bayramda onlara gelip ziyaret edeceğimi söylediğimde mutlulukları ikiye katlamıştı.

Sözlerime Spastik bir genç kızımızın seslenişi ile noktalıyorum.

“Ayaklarım beni taşımıyor.Kendi kendime okuma yazma öğrendim.Tek varlığım annem. Her şeyimi ve bütün güçümü ondan ve çevremdeki sayılı dostlarımdan alıyorum.Yaşamayı ve insanları seviyorum.Annemi kaybedersem bana kim bakar diye düşünüyorum.Varlıklı insanlar,ilgili kuruluşlar,bizlerin kalabileceği yerler açsalar oraya seve seve giderim.”

Yorumu siz değerli okurlarıma bırakıyorum.Hoşça kalın dostça kalın.


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



ÇOCUKLAR ÖLMESİN
bir dünya düşünüyorum
içinde kötülüklerin
ve canavarların olmadığı
renklerin hepsi bir arada
çiçekleri taze
suları coşkulu
içi balıklarla dolu
bahçeler yapıyorum
bol ağaçlı bahçeler
salıncaklar kuruyorum
dünyaya doyamadan göçüp giden
çocuklar oynasın diye
bir dünya düşünüyorum
içinde ağlayanların
ve ağlatanların olmadığı
yaşayanlar hep güler yüzlü
sevgiyle bakan
yanaklarda gözyaşı olmayan
evler yapıyorum
duman tüten evler
dayıyorum döşüyorum
sokaklara mesken tutan
çocuklar oynasın diye
(sende) bir dünya düşün
içinde yalancılar ve sahtekarlar olmasın
mutsuzlar doğmasın peşi peşine
sevenler birlik olsun el ele göz göze
çiçekler yağsın gökten yeryüzü renklensin
kuşlar uçsun kuzular melesin
çocuklar ölmesin

sende bir dünya düşün
benim dünyamla birleşsin

Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:56 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
diyorum ki hani
dünyaya bir güneş doğsa
karanlıklar yok olsa
yarınlar aydınlansa
diyeceksin ki
doğuyor ya.
Acıpayamlı Nuri GÖKGÖZ
DÜŞÜNELİM

Zamanın neler getireceğinin şüpheleri içinde dolaşmaktayız. Dün nerelerde bu gün nerelerde ve yarın nerelerde olacağız bilmiyoruz.
Yarınlar için dünümüzden ders alarak düşünmüyor hep büyük hayaller kuruyoruz.Bu büyük hayallere ulaşmak içinde uğraşlarımız hiçte büyük olmuyor.
Kolayına kaçıyoruz. Bu seferde o kurduğumuz büyük hayallere; bırakın ulaşmayı yakınına dahi varamıyoruz. Ulaşmak için de hiçbir çaba göstermiyoruz.
Dünden kurtulup yarınlara doğru yol aldığımızda ise etrafımıza çıkan her şeye kuşkuyla bakıyor ve nereden başlayacağımızı bir türlü bilemiyoruz.
<ışığı önüne alda yürü,gölgen arkandan ister gelsin ister gelmesin>
Bu sözde olduğu gibi ışığı önümüze alıp yürüsek yarınlarımız için amaçladığımız hedeflere ulaşmak zor olmayacak elbette.
Ama maalesef bir çoğumuz bunun tam tersini yapıyor ve ışığı arkasına alarak yarınlara doğru yürüyor. Bu seferde gölgesi düşüyor önüne. O gölgeler korkutuyor onu ve başarısızlık kaçınılmaz oluyor.
Toplum olarak birlik olmayı da fazla beceremiyoruz. Beraberce iş yapabilme alışkanlığı kazanabilmem için de yeterli çabayı sarf etmiyoruz.
Oysa okullarımızda bunun temel eğitimini aldık hepimiz.Her nedense bedenlerimiz büyüdükçe kıskançlık artıyor birlikte olmak yerine. Bilemiyorum benim kişisel görüşüm mü bu ?
Fert olarak kendimizle baş başa kaldığımızda bu soruyu soralım yüzlerce kez,binlerce kez. Yapalım öz eleştirimizi.
< Kedi erişemediği çiğere mundar dermiş >

İşte bu sözler aslında her şeyi anlatıyor bize. Düşünelim; biz niçin yaşıyoruz, dün ne yaptık ,bu gün ne yapacağız, yarınlarda ise neler yapmalıyız. Bu üçlü zaman içersine sığdırdığımız yaşam ve bizden sonrakilere bırakacağız hayat niçin önemli ? ahhh bir anlayabilsek , hayatı ,yaşamayı.
Şurada kaç yıl ömrü var ki insanoğlunun. Göz açıp kapamadan gelip geçiveriyor zaman. Arkamıza dönüm bir bakalım;Hani nerede onlar?Görebiliyor muyuz ?
Bir başka yazıda görüşmek üzere hoşça kalın dostça kalın
Anlayana Sivri sinek saz anlamayana davul zurna az
Akıl akıldan üstündür
At binenin kılıç kuşananındır
Atı alan Üsküdar geçer
Doğru söyleyeni Dokuz köyde kovarlar

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!


_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:58 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
OKUL ZİLİ ÇALIYOR


İlköğretim okullarının eğitim ve öğretime başladığı ilk hafta her yıl ilköğretim haftası olarak kutlanır. Ülkemiz genelinde bütün ilköğretim okullarımızda törenler yapılır ve bir hafta eğitim yuvalarımızda bayram havası yaşanır.2005- 2006 eğitim ve öğretim yılı pazartesi günü başlıyor. Okula yeni kayıt olan çocuklarımız büyük bir sevinç ,heyecan ve telaş içinde son hazırlıklarını bitirdiler ve pazartesi gününü iple çekiyorlar.

Çocuklarımızla bütünleşip güzelleşen ve anlam kazanan okullarımız,uzun bir ayrılıktan sonra tekrar kavuşacak yeni katılımlar ile rengarenk çiçeklerine. Bu okullarımızın bahçeleri ve sınıfları, ölüm sessizliğinden sıyrılıp cıvıl cıvıl olacak artık. Mahalle aralarındaki sokaklarımız ,uzun bir süre ayrı kalacak üzerinde koşturan çocuklardan. Belki okula giden yaramazları özleyecekler ve hasretle bakacaklar arkalarından.

Okula yeni kayıt olan çocuklarımız öğretmenim dedikleri yeni anne ve babalarıyla ayrıca kardeşleri ile buluşacaklar. Paylaşmayı, kalem tutmayı, tebeşirle yazmayı toplu hareket etmeyi öğrenecekler. Kara tahtanın başından onlara hep gülümseyen büyük kurtarıcımız eşsiz insan Mustafa Kemal Atatürk’ü daha yakından tanıyacaklar.

İlköğretim okullarında bir üst sınıflarda okuyan öğrencilerimiz,sizlere büyük görevler düşüyor. Her sabah sınıflarımıza girmeden hep bir ağızdan yüksek sesle söylediğimiz andımızdaki ”büyüklerimi saymak küçüklerimi korumak”sözünü hiç unutmayalım.Yeni başlayan kardeşlerimizi sevelim ve onlara okulumuzu tanıtalım.

Tabi ki okulların açılmasıyla birlikte çocuklarımız cadde ve sokaklarda toplu halde bulunacaklar. Bisiklet ve motorlu araç kullananlar ne olur dikkati elden bırakmayalım. Onların okuma sevinçleri ve heyecanları kana bulanmasın. Anne ve babalar sizlerinde sevinçlerinizi gözlerinizden okuyorum. Ne mutlu size ki ülkemizin geleceğini oluşturacak bireyleri yarınlara hazırlıyorsunuz.

Biz Öğretmenler şunu çok iyi bilelim ki;”Bugünkü eğitimin mimarı bizler,geleceğin mimarı da çocuklardır”

Önlüğümü giydirir misin zil çalıyor anne.İşte hayatımızda duyabileceğimiz en güzel sözlerden biri.İyi ve başarılı bir öğretim yılı dileğiyle hoşça kalın dostça kalın. Bayramınız kutlu olsun çocuklar.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 12:59 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
UNUTULAN OYUNLARIMIZ-

Gelişen dünyamızda her geçen gün sevgi ve saygının yok olduğunu görüyoruz. Toplumlar kendi benliklerinden farkında olmadan uzaklaşıp gidiyor. Düşünüyorum ve binlerce kez soruyorum kendime, çevremdekileri ne… Neden?

Öğretmen arkadaşım Nezahat YILDIZ bir yazısında şunları söylüyordu.”Çelik çomaklarımızda yok şimdi. Hoş geldin abla eteğini topla diye başlayan gerisini unuttuğum tekerlemeyle başlamıyor artık çocuk oyunları, dokuz kiremit oynamıyor şimdiki çocuklar ya da beş taş. Televizyonsuz gecelerin el el üstünde kimin eli var? Oyunu da yok yıllardır.
Kümesteki hindileri kabaramazsın kel Fatma, anan güzel sen çirkin diye kızdıran yaramaz çocuklarda. Onların bezden bebekleri de yok telden arabaları da”

Televizyon ve televizyon kanallarının artması bilgisayarların hızlı bir şekilde hayatımıza girmesi, mahalle aralarında ki oyun alanlarının kalmaması, çocuklarımızı elektronik oyuncaklara mahkûm etti.

Oysa oyunlar çocuklarımızı bir araya getirip, birlikte oyun oynama alışkanlığı kazandırıyor paylaşmayı, sevgi ve saygıyı artırıyordu. Günümüzde sadece köylerimizde kalmış artık çocuk oyunları onlarda kaybolmakta yavaş yavaş.
“AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR “ sözünde olduğu gibi çocuk oyunlarının tekrar yaşatılması için bizlere büyük görev düşüyor. Çocuklarımıza çocukluğumuzda oynadığımız birbirinden güzel oyunları öğretelim, özendirelim. Yoksa çocuklarımız dışarıdan aktarılan yabancı oyunların esiri olup kendi kültüründen hızla uzaklaşıyor.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:02 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
Çok küçük yaşlarda ayrıldığım doğduğum topraklara her yıl mutlaka uğrarım. Bayramlarda ve yaz tatillerinde özlem gideririm dostlarımla arkadaşlarımla. Yıllarım hep böyle geçmiştir. Her gidişimde bir şeylerin değiştiğini bazı değerlerin yok olduğunu görürüm. Son zamanlarda ise öğle çok şey değişmişti ki bu topraklarda. Şimdi çocukluğumda ki Acıpayam a sormak istiyorum.


NE OLDU SÖYLE NE OLDU ŞİMDİ ?

Şöyle bir uğramıştım; tanır mısın diye beni. Bir garip oluverdi görünce gözlerin. Okunuyordu söylemek istediklerin, büyük harflerle yazılmış cümleler gibi.

Sus! Konuşmana gerek yok. Biliyorum, aradan geçen o uzun yıllar, hiç acımadan hırpalamış seni. Değirmen taşlarının arasındaki buğday tanesine dönmüşsün.

Sokakların, caddelerin o eski tadını bulamadım inan. Yerle bir olmuş anılarımızla dolu o kuytu köşeler ve o güzelim koyu ağaç gölgeleri.

Çam kokan tepeciklerinde yemyeşil uzanırdı saçların. Ilık rüzgârlar taşırdı ak bulutlara karışmış sesini. Şimdi dökülen saçlarının arasından, yükselmekte bacalar ve asker mektubu misali dumanlar kaplamakta içimi.

Eski evler ezilmiş, yere düşen dutlar gibi. Yeni evler ise daha erken merhaba demekte güneşe.

Ovalar sessizleşmiş, tarlalarla bir olmuş bereket saçan kuyular. Su çektiğimiz tulumbalar toprağın bağrına saplanmış küflü bir hançer gibi durmakta.

Buz gibi çaylarda raks eden balıklar cam havuzlarda can çekişiyor ve özgürlüğe koşan kar suları, vadiler arasında esir şimdi.

Biliyor musun? tanyeri parkında havuza uzatılmış bir değnek gibi, yaşadığımız dünyadaki çoğu görüntüler.

Aldatmakta bizi her şey... Sevgilerin bile sahtesi kol geziyor şimdi ve koruyamıyor bizi hasretiyle yandığımız hülya olan bu şehir.

Görünüşün başkalaşmış. Bu sen olamazsın; çünkü böyle değildin. Sarardın bizi şefkatli kollarınla. Daha fazla yeşildin, kıpır kıpırdın, gözlerin pırıl pırıl bakardı. Anaydın bize; babaydın, kardaşdın, yüreğimde sımsıkı tuttuğum sevdamdın...

Şimdi inan ki tanımakta zorlandım seni. İçindeki güzelliğin, ne oldu söyle ne oldu şimdi?

Nuri GÖKGÖZ

Doğup büyüdüğüm topraklar bu soruma duyarsız kalmadı elbette. Çünkü O’da doluydu O’da sitemliydi bizler gibi. Bakın neler söyledi bana.

TOPRAĞIN SESİ

Şöyle bir uğramaktan başka yaptığınız ne var ki bana. Bende biliyorum anlatır gözlerim, anlatır her şeyi. Ama emek verip gurbetlere saldığım sizler, duyamazsınız yüreğimdeki isyanımı.
Bulamazsınız elbet sokakların caddelerin o eski tadını. Şöyle bir düşünün, siz hala o eski siz misiniz ki. Bakın bir kez daha aynaya, duruyor mu okşadığım o,taraklara sığmayan saçlarınız.
Düşündünüz mü hiç? Değirmen taşlarının arasında ezilen tanecik tekrar döner mi buğdaya. Zaman, güneşin doğuşu ve batışı gibidir. Akıverir avuçlarının arasından su gibi. Tutamazsınız, geri getiremezsiniz.

Değerini bilemediniz bu doğduğunuz toprakların. Keskin birer sirke oldunuz birçoğunuz. Beni evlerinizdeki duvarlara süs yaptınız. Oysa ben neler yapmadım ki sizler için:
Bereketli topraklarımda yetiştirdiğim ürünleri size harçlık yaptım, giydirdim, yedirdim, içirdim, okutup adam yaptım sizi.

Söyleyin; hanginiz döndünüz geriye, söyleyin hanginiz?
Susuzluğunuzu giderdiğim o kuyulara, ipli kova yerine taş attınız irili ufaklı. Hiç biriniz çıkarmayı düşünmedi, bağrıma saplanmış küflü hançer gibi duran demir parçacıklarını.

O teknolojinin oluşturduğu modern makinelerle kanımı emdiniz. Yanık yüreğimi serinleten kar sularına set gerdiniz sıkıştırıp vadiler arasına. Avuçlarımda can bulan balıklarımı, cam havuzlara kapattınız. Birçoğunuz zehir serpti düzlüklerime, bedenimden beslenen ne varsa kıydınız, acımasızca.
Koruyamıyor bizi hasretiyle yandığımız hülya olan bu şehir diyorsunuz. Unutmayın ki bu hülya şehir sizin için ağlamakta ve sizin hasretinizle kavrulmakta.

Ama sizler, suya düşen damlacıkların oluşturduğu halkalar gibi gelip kaybolmaktasınız…

Görünüşüme bakmayın, onu sizler değiştirdiniz. Yüreğim yine sıcak, yüreğim yine sevgiyle dolu ve şefkatli kollarım, sonuna kadar açık sizleri sarmak için.

Kısa da olsa gelişleriniz payam çiçekleri gibi, sevinç doldurmakta içimi. Ama beni yiyip bitiren ve başkalaştıran. tabuta sarılmış, son gelişleriniz olmakta.

İşte! O yüzden bu haldeyim şimdi.

Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:04 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
İki bin dört yılının üç nisanında yüzü ışıl ışıl parlayan, gözleri pırıl pırıl yanan sevgiyi hoşgörüyü kardeşliği o minicik avuçlarıyla tüm insanlığa sunan biri geldi dünyaya.
Adı Acıpayam com du
Soyadı sizi seviyorum
Sadece bir nokta idi önce, denizdeki halkalar gibi açılmaya başladı yavaş yavaş. Her açılan halkada büyüyor ve sevgiler dağıtıyordu. Yağmur bulutları, çiçekler kurumasın
diye ıslak buselerini bırakıyor, güneş, eksik olmuyordu üzerinden. Kollarını açtı sonsuza kadar ve kucakladı. Acıpayam’dan,dünyanın her yanına dağılan rengârenk gülleri.
Hoş geldin sefa geldin. Doğum günün kutlu olsun. İyi ki doğdun, iyi ki varsın. Bizleri bir çatı altında topladın.
Gurbetin ne kadar zor olduğunu hepimiz çok iyi biliriz. Yuvasından ayrılıp uzaklara çok uzaklara giden söyleyin, hangimizin yakını yok ki? Kimimizin babası anası kardeşi can dostları, kimimizin eşi veya yavrusu.
İşte,iki bin dört yılının üç nisanında doğan, bizleri bir yerde toparlayan bu güzel ve şirin sitemiz; özlemleri buluşturdu, hasretleri eritti, farklı düşünceleri ayna olup yansıtarak,bizlerin sevgilisi ve vazgeçilmez bir tutkusu haline geldi. Bu tutkunun adı olsa olsa aşk olurdu. Neden diyeceksiniz; çünkü aynı şeyi düşünüyor aynı şeyleri duyuyoruz. Tek vücut olmuş yüzlercemiz burada. Her birimizin yüreğinde sevgiden başka bir şey var mı?
Fikirlerde ve renklerde elbette ki farklı düşüncelerimiz olabilir. Bizler yöre insanı olarak doğduğumuz toprakları özleriz hep. Kaderimize yazılmıştır daha doğmadan gurbet eller. Severiz herkesi. Ayırmayız siyahla beyazı. Bizi,biz gibi sevenleri, bizde,biz gibi görür,biz gibi severiz ve öylede sevmemiz gerekir.

Bize, bizleri anlatan, bize, bizlerden haberler veren,bu yeni doğmuş henüz bir yaşındaki taze açan gülümüzü yaşatmak için,ele ele vererek gönül birliği yapmamız gerekiyor. Sitemizin gözlerinde içinde hep beraber yaşıyoruz şimdi. Geçmişimizi arıyoruz sayfalarda. Gülen masum yüzlerimizle dalıp gidiyoruz zaman tünelinin içinde. Anılarımız tazeleniyor ve her gün yeni bir dost kazanıyoruz. Sabahları en tatlı günaydınlarımızı birbirimize iletip gecenin geç saatlerinde iyi geceler dileklerimizle gözlerimizi kapatıyoruz.
Henüz bir yaşını dolduran gonca gülümüz, Seni çok seviyoruz. Köklerin büyüsün, dalların çoğalsın, renk renk tomurcukların açsın. Sen bizlerle nice yıllara taşınacaksın.
Doğum günün kutlu olsun
İyi ki doğdun
İyi ki varsın.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:05 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
Açıldı gökyüzü
Seyre daldı melekler
Uçarcasına gitti Mehmetler
57.alayın günü bu gün
Yemin ettiler Allah’a
Mahşerde olacak düğün

ÇANAKKALE'DEN DOĞAN BAYRAĞIM

Benim askerlerim, benim öğretmenlerim!
Burası yeryüzünün en büyük şehitliği.
Burası dünyanın yenilmez ordularının en büyük dersini aldığı açık hava mektebi.
Sizler okullarınızdan diplomalarınızı almış olabilirsiniz; ancak, buraları ziyaret etmeden mezun oldum diyemezsiniz… Ben sizin başöğretmeninizim!

Nerelerdesiniz? Duyuyor musunuz?

Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel, Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Bu yazıyı okuduktan sonra ilk fırsatta Çanakkale’ye gitmem gerektiğini düşünerek 2004 yılının mart ayında yola çıktım. Çanakkale gezisinde gördüklerim ve yaşadıklarım beni çok etkiledi. O güne kadar okuduklarımla yetindiğim Çanakkale zaferi bende bambaşka bir izlenip oluşturdu. Çevrem; memleketimin her köşesinden gelmiş ve şehit olmuş Mehmetlerle doluydu. Her bastığım yerin şehit kanlarıyla sulanmış olduğunu düşündüm. İnanın her attığım adımda Mehmet Akif Ersoy’un Dur yolcu şiiri aklıma geliyor ve irkiliyordum.

Kimler yoktu ki bu topraklarda yatan. Denizli’den Urfa’dan, Nusaybin’den Diyarbakır’dan, Konya’dan; Trabzon’dan, Artvin’den Kısacası Edirne’den Van’a kadar. Her yerden vatan evladı ana kuzusu… Niçin gelmişlerdi, niçin ölmüşlerdi yaşamlarının en güzel çağında? Sadece Vatanları ve Bayrakları için.

Her milletin üzerinde hassasça durduğu değerleri vardır. Türk Milletinde de namus vatan ve bayrak hiç tartışmasız canından daha kıymetlidir ve en değerli varlığıdır. Türk milleti şunu çok iyi bilir. Vatansız bayrak, bayraksız vatan olmaz. Biz öyle bir milletiz ki kendi bayrağı dışındaki bayraklara bile saygı göstermiş ve bunu tarihin her kesiminde örnekleriyle ortaya koymuşuzdur.

Ama maalesef ki Mersinde kendi öz evlatlarımızın, o rengini şehit kanlarından alan al yıldızlığı bayrağımıza yaptığı saygısızlık derinden üzdü bizleri. Çanakkale Şehitlerini andığımız bu günlerde yapılan bu çirkin ve iğrenç saldırı, vatan ve bayrak uğruna ölen şehitlerimizin kemiklerini de sızlattı elbet.

Bu içimizdeki hainler, Yurdumuzun her köşesinde yapılan ve yapılacak olan bayrağımıza sahip çıkma ve yapılan saygısızlığa protesto yürüyüşünde en sert cevabı alacaklardır. Atatürk’ün gençliği olarak, kutsal vatan topraklarını, milletimizin birlik ve beraberliğini, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini sonsuza kadar korumak azim ve kararlılığındayız. Çanakkale’de ve ülkemin en ücra köşesinde yatan şehitlerimiz sizler üzülmeyiniz.

Bu güzel vatanımızı,
Şanlı al bayrağımızı
Bağımsızlık ve özgürlüğümüzü sizlere borçluyuz. Bizler de sizlerden almış olduğumuz güçle, sonsuza kadar özgürce yaşayacağımız bu vatan topraklarında, yeri geldiğinde canımızı seve seve vermekten asla çekinmeyeceğiz.

Yüreklerimiz vatan sevgisi, bayrak sevgisi, Millet sevgisi ve insan sevgisi ile doludur. Uğrunda yüz binlerce vatan evladının, gözlerini kırpmadan canını feda ettiği bu vatan semalarında, özgürce dalgalanan ay yıldızlı şanlı bayrağım; rüzgârlar senin için esiyor.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:06 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
EN ÇOK KİMİ SEVİYORUZ

Para nimet tir
Nimet’i alan ziynettir
O’na saygısızlık
İhanettir

Ülkemizde, birey olarak sevmeyi ne kadar biliyor ve sevgiye ne kadar değer veriyoruz. Toplulukları oluşturan bireyler olduğuna göre önce bu sorunun cevabını bireylerde aramamız gerekiyor.

Bu soruyu sorunca hemen çocukluğum geliyor aklıma. Hepimizin çok sıkça karşılaştığı bir soru. “En çok kimi seviyorsun? ” Bu sorunun yanıtı elbette ki soruyu sorana göre değişiyor. Ama genelde verilen yanıtlar annelerimiz, babalarımız ve bize sevgi gösteren yakınlarımız oluyor.

Yaşımız ilerledikçe “En çok kimi seviyorsun? ” sorusunun yanıtı da değişmeye başlıyor. Ama bu aşamadan sonra verdiğimiz yanıtların içine yalanlarda karışıyor. Böylece içimizdeki sevgi kavramı da farklılaşıyor. Bu fark her geçen gün birbirimize karşı olan saygımızı, hoşgörümüzü yavaş yavaş yok ediyor. Sevginin yerine menfaatler almaya başlıyor artık. Dostluklar, arkadaşlıklar, kardeşlikler, kurulan büyük aşklar değerini yitirip gidiyor. Tıpkı akıp giden sular gibi. Gerçekten bu böyle olmuyor mu? Bir gün bakıyoruz ki en çok sevdiğimiz şey para olup çıkıyor karşımıza.

Keşke diyorum bu soruyu hiç sormasalardı da onun yerine bize sevgiyi anlatsalardı. Sevginin değerini öğretselerdi. Bakıyoruz şöyle etrafımıza sevgisizlik kol geziyor şimdi. Her yerde, şiddet ve korku almış başını gidiyor. Sevgi ile sevgisizliğin arasındaki uçurum büyüdükçe büyüyor.

İki gönül bir olunca samanlık seyran olur.
Paranın gözü kör olsun.
Yokluk dövüştürür varlık seviştirir.
Akçenin yüzü sıcaktır.
Parayı veren düdüğü çalar

İşte bu kavramlar arasında acımasız bir savaş başlıyor. Bizler bu kavramların askerleri oluyor ve kıyasıya vuruşuyoruz. Ama çoğu kez sevgisizlik kazanıyor bu bitmeyen savaşı. Sevmeyi hep ön plana çıkarabilsek ve bu savaşları hep sevgi kazansa diyorum. Ama olmuyor işte. Bizler ki İlkokulda büyüklerimizi saymak küçüklerimizi korumak diye ant içerek büyüyenlerdeniz.

Oysa bilmeliyiz ki sevgili olmayan yer cennet bile olsa değeri yoktur. Her şey ona feda edilir. Onun varlığı, onun içimizde olması, onun yüreğimizi ısıtması bütün acıları unutturur. Bu böyle bilinmeli aslında.

“Paran varsa cümle âlem kulun, paran yoksa tımarhane yolun

Paranın ne önemi var, mühim olan insanlık” Şimdi bir kez daha soruyorum. En çok kimi seviyoruz?

YENİDÜNYA
Bozulmuş her şey,
Ne dostluk kalmış,
Ne de arkadaşlık,
Yalanlarla,
Sahte gülüşlerle dolmuş yeryüzü,
Menfaatler almış insanlığın yerini
Takma kafana,
Çek manav amca bana,
Bir kilo yenidünya

Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:08 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
SEVGİLİLER GÜNÜ

Bu güzel günü Umman ninemle başlamak istiyorum.

Seni unutmadık Mehmet YILMAZ
Seni utmadık Özay Gönlüm
Sizi çok seviyoruz.

“Amadım heç dayanameyon gari. Amadım sağ selim döner mi acab ola deyo düşünüp duruyon. Ah Amadım,gurbatlar çok zorumuş gayri. Geldiyni bi görsem,gadir Mevlam biliboduruya eğer osun al horuzu adak edcen o gadar dua edibatırın”

Böyle sesleniyordu askerdeki oğluna yıllar önce Umman Ninemiz; rahmetle andığımız 28 Şubat 1999 yılında 71 yaşında kaybettiğimiz Mehmet Yılmaz’ın kaleminde ve öğle özlemişti ki Ahmet’ini bakın nasıl övgüler sıralıyordu;

“Ey benim aslan Amadım, bi denem,topanım,gülüm,yavrim,gara gevreğim,üzüm gözlüm,topan burunum,datlı dillim,zelvi boylum,evlerimin direği,asmamızın fereği,gözel çiçeğim benim.”

Şu sözlerdeki saflığı, içtenliği, özlemi hissedebiliyoruz ve hasret duygusunun ninemizi ne hale getirdiğini görüyoruz. İşte gerçek sevgi bu.

“Bu gönül gün gelir ağlamayı unutur, gün gelir gülmeyi unutur, gün gelir sevmeyi unutur ama bu gönül asla sevdiklerini unutmaz”

Her insanın gönlünde; yaşamı boyunca unutamayacağı sevdikleri vardır. Çoğu zaman kıymetini bilmesekte, zaman zaman kırmış olsak ta onların yeri bir başkadır yüreklerimizin içinde. Genellikle yalnız kaldığımız ve hüzünlere daldığımız anlarda veya karanlık gecelerde, hep onlar gelir aklımıza. Düşünürken dalar gideriz bilmediğimiz derinliklerin içine.
Aklımıza gelmez hiç o derinliklerde nasıl yüzebileceğimiz. Yüzme bilmesekte dalarız işte öylesine. Elimizden gelen bir şey olmaz. Sevgi bu, dinlemez alır gider bizi.
Sormaz bile. Uçsuz bucaksız denizlerde kürekleri olmayan bir kayığın içinde gezdirir bizi. Dalgalar ne kadar koruyabilir bilinmez artık.

”sen beni bir lavın volkanı terk etmek istediği gibi terk etmek istesen de, ben seni denize açılan dalganın koya dönmesini beklediği gibi bekleyeceğim”

bu sözlerdeki gibi. Nöbet tutan bir asker yıldızlı gecelerde gözleriyle hep yüreğini aydınlatan o ışığı arar. Saman yolunda yürür bıkmadan usanmadan. Arar o ışığı kayan bir yıldızda, deniz yakamozlarında.
Ve seslenir aradığı ve özlediği sevdasını. Parmaklarıyla yazar bir kumsala;

“ Her an her dakika seni özleyen Her gün hasretine hasret ekleyen senin gözlerinde nöbet bekleyen bir deniz feneri olmak isterim”

Sonra bir dalgaya sarar o notu götürsün diye sılaya. Ayrılıklar olmasa değeri bilinmez sevginin özlemin hasretin. Ayrılıklarda olsun ki kurduğumuz hayaller, arzuladığımız özlemler dökülsün harf harf kâğıtlara. Rüyalarla dolsun her günümüz yeni sabahlara gebe olan karanlıklarda.

Haydi, benim gibi sizlerde yazın.
Payam çiçeklerine
Kavun dilimlerine
Tütün yapraklarına
Bulutlara yükleyerek gönderelim tüm dünyadan, kardeşlik, dostluk, arkadaşlık ve yar kokulu sevgilerimizi. Özlemini çektiğimiz o zaman geldiğinde; beyazlar giyerek onun olacağımız Acıpayam topraklarına.

Kış rüzgârları iletir o sıcacık sevgilerimizi bizi bekleyen, bizi özleyenlere. Çünkü sevgi paylaşılınca daha güzeldir.

Satırlarımı yine Mehmet Yılmaz hocamızın, Umman ninemizin ağzından kaleme aldığı sözlerle noktalamak istiyorum.

“Amat,deyceğmiz bu gada.Selam eder gara gözlenden doyunceye gadar öperin.

TÜM ACIPAYAM COM ÜYELERİNİN SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

BİR GÜN

yürüyorum
yarı ıslak kaldırımlarda ağır ağır
belki ayak izlerim kalırda
sana yol olur diye

dudaklarımın arasında inleyen nağmeleri
rüzgârlara bırakıyorum
bir gün nemli bir buse
değer de saçlarına
beni hatırlarsın diye

Geçtiğimiz yerlerdeki taze ağaçlara
Avuçlarındaki sıcaklığı bırakıyorumV Ayazlarda kalıpta üşürsen
Yüz sürüp ısınırsın diye

Ayaklarımı taşıyamıyor
yürümek bile yoruyor artık beni
biten bedenimi
tomurcuk açmış fidanlara bırakıyorum
bir gün
çiçek açarda özlemlerimi koklarsın diye

31.01.2003 Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:09 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
KARLA YIKANAN BAYRAM

Her yaştaki insanımızın sevinç ve özlemle beklediği dostların, arkadaşların, akrabaların bir araya geldiği ,hayırların dağıtıldığı, ziyaretlerin yapıldığı ,fakirlerin sevindirildiği ve kabirlerin ışıklandırıldığı mübarek kurban bayramının son gününde karlarla bembeyaz bir örtüye bürü- nüveren memleketimden yüreğime mutlulukların en güzelini doldurarak gözleri nemli bir şekilde ayrıldım.

BAL YÜZLÜM

ne zaman
başımı koysam bir yastığa
ağırlaşır kirpiklerim

küçülen yeşil gözlerimle
dalarım öylesine
ve öylesine dalarım ki
bir bal arısının kanatlarında
uyurum bilmediğim tanımadığım
ama
mutluluğu yudum yudum
tattığım arı kovanında

açıldığında gözlerim
peteklerin arasında
seni görürüm bal yüzlüm

bal yapan arıların
kanatlarından çıkardığı seslerde
dinlenir ruhum

her göze konan arının bıraktığı
küçücük bir busede
senden
tatlı bir öpücük alırım bal yüzlüm

beklerim seni
özlerim sesini
bakışları üzüm üzüm
kahve gözlüm yiğit sözlüm
bal yüzlüm…

31.01.2003 Nuri GÖKGÖZ Arife günü gittiğim Acıpayam kabristanlığındaki değişiklik beni olduğu kadar görüştüğüm herkesi sevindirmişti. Kendimi bildim bileli ,Ramazan ve Kurban bayramlarında ziyaret ettiğim ve her ziyaretimde serzenişte bulunduğum,dedelerimizin, ninelerimizin, analarımızın, babalarımızın, kardeşlerimiz ,çocuklarımız nur içinde ,yattığı o kutsal toprak parçası bundan önceki yıllarda ot ve dikenler içinde idi.

Bu bayramda temiz bir görünüme bürünmüş parke taşları ile yürüme yolları yapılmıştı. Yıllardır hep düşünürdüm. Biz toplum olarak neden kabristanlarımıza gereken önemi vermiyoruz diye. Hep başkalarından beklerdik bir şeylerin yapılmasını. Öncülük etmek, yapılacak olan bir hizmetin bir uçundan tutmak aklımıza gelmezdi hiç.

Kabristanımıza yapmış olduğu bu çok değerli ve kutsal hizmetleri nedeni ile Acıpayam Belediye Başkanı Sefer DEMİR’i ve çalışma arkadaşları kutluyorum. Sayın Başkanımızdan kabristanımız için bir şey daha yapılmasını rica ediyorum. Hepimiz biliyoruz ki mezarlıklar geceleri korkutur bizi. Aslında korkulacak bir yer değil ki . Hepimizin sonunda gideceği yerler değil mi orası ? Aşık Veysel’in < benim sadık yarim kara topraktır> dediği gibi.

Şöyle ışıklarla pırıl pırıl aydınlatılsa geceleri de korkmadan gidip dualarımızı okuyabilsek güzel olmaz mı. Doğru değil mi Sayın başkanım?


Bu bayramı her zaman ki bayramlardan farklı olarak geçirdim.
Yeni tanıştığım arkadaşlarımdan Mustafa Ünal,Muhammet AK ‘la bayramın ikinci günü buluşarak Darıveren Beldesinde bulunan bir başka arkadaşımız Mehmet SOYSAL’ ın evine gittik. Onun yaşlı anasının elini öpüp bayramını kutladık. Yapmış olduğu çörekleri yedikten sonra Dodurğa Beldesine doğru yola çıktık.
Çocukluğumdan beri hiç görmediğim bu beldemizde Amadalı pehlivanın heykeli beni çok etkiledi. Sadece Adını duyardım bu dillere destan olmuş pehlivanımızın . Amadalı Pehlivan kimdir neler yapmıştır. Kahvehanede birer kahve molası vererek belde halkı ile sohbet ettik. Amadalı Pehlivan hakkında bilgi topladık sizlerle paylaşmak için.

Tavas lılar Efelikte
Çal lılar Zeybeklikte
Acıpayamlı larda Pehlivanlıkta nam salmışlardır.

Dodurgalı Amadalı Şeref Deniz Şakir Tozen,Hacı Efe,Ramazan Deniz Arif Deniz Ramazan Mengi,İsmail Dana,,Dereköylü Bayram ali Karahüyüklü Hüseyin Dedesilli Apti Apalı Bayram Ali Yazırlı Recep Karahüyükavşarlı Tosun Ağa,Kara Halil,Molla Halil,Topcu Süleyman,
İlçemizin adını duyuran ve yukarıda yazdığım Acıpayam Pehlivanları ile nam salmış sözünü Türkiye ye duyuran kahramanlarımız. Bunlardan bir çoğumuzun haberi yok. Sadece Dodurga’ lıların sahip çıktığı ve geçte olsa heykelini dikerek günümüze taşıdığı Amadalı Pehlivanı biliyoruz. Ben Dodurgalı duyarlı yöneticilerini Amadalı Pehlivan için yaptıklarını kutluyor ayakta alkışlıyorum.

Dodurga’li İbrahim amcanın sohbetlerini doyamadım. Eğer dodurga Beldesine yolunuz düşerse bir kahve molasını vermeyi unutmayın ve İbrahim amca ile sohbet etme imkanı arayın.

Ayrıca bu beldemizdeki keloğlan mağarısı da gerçekten görülmeye değer.
Dodurgalar Keloğlan İni Mağarası, Denizli'ye 60 Km. mesafedeki Acıpayam İlçesinin 18 Km. doğusundaki Dodurgalar Kasabasının 3 Km. batısındaki Mallı dağın doğu yamacında yer alır. Denizli-Antalya Karayolunun bu mağaranın hemen yakınından geçmesi ziyaretçi potansiyelini artırmaktadır. Toplam uzunluğu 145 m olup yatay olarak gelişmiş geçit konumlu fosil bir mağaradır. Mağaranın iinde bol miktardaki sarkıt, dikit,sütun, makarna sarkıtı ve örtü damlataş ormanına döndürmüştür.

Bir hafta sonunda boş zamanlarınız olduğunda eşinizle çocuklarınızla arkadaşlarınızla mutlaka görmek için zaman ayırın. Oraya giderken de fotoğraf makinenizi, varsa kameranızı mutlaka alın. Acıpayam ilçemiz beldeleri ve köyleri ile gerçekten görülmeye değer bir yerleşim yerimiz.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:10 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
bu günlerde
şiir oldu her şey bu güzel şehirde
soluduğum nefes
baktığım göz duyduğum ses bile
rüzgarlar
ılık ılık okşadı yanaklarımı
bulutlar sevinç göz yaşlarıyla
yıkadı saçlarımı

Nuri GÖKGÖZ

ŞİİRLERLE BAYRAMA YOLCULUK

Şiir,duyguların yoğunlaştığı kaynayan suyun buharlaşıp özgür bulutlara doğru yükseldiği gibi nemli bir sesleniştir. Duygunun olmadığı yerde şiiri bulamazsınız.

Şiir buharlaşan bir sudur, yeryüzünden gökyüzüne ulaşan. Şiir bulutların gözyaşı yağmurdur, gökyüzünden yeryüzüne yayılan. Şiir dudaklardan çıkan bir nefestir çevremize dağılan. Şiir güneştir, aydır. Şiir bir ışıktır dünyamızı aydınlatan.
Zaman zaman içtiğimiz bir yudum su, yediğimiz bir lokma ekmek, soluduğumuz nefes, baktığımız göz ve can veren yürektir bedenimize....
Kağıtlara yazdığımız harftir,kelimedir cümleler dolusu anlatılan. Şiir çocuktur. Şiir gençliktir. Şiir yaşamdır bir ömür boyu içimizde taşınan...

Kaynayan sudaki buhara benzetirim şiiri. Suyun altındaki ateş ne kadar harlı yanarsa, özlemler de o kadar güçlü yükselir hasretle beklediği bulutlara. Şiir kora dönmüş yürekten çıkarken, duyguya hasret ağaç yapraklarında fırtınalar estirir. Durduramaz kimse onu . Aşılmaz dağlar bile, su olur akıverir Şirinler ülkesine.

Şiirsiz yaşamak çiçeksiz kırlar ve bahçeler gibi hüzne boğar insanı. Karanlık geceler de bile yıldızsız akşamların tadı yoktur. Yıldızlar varsa, açar kır çiçekleri karanlıkların arkasında. Çölde aranan bir damla sudur şiir. O şiirlerle sulanırsa Mecnun’lar (çiçekler), Leyla’larla (çiçeklerle) konuşursa sevenler,baharın yeryüzünü kapladığı gibi sarar yüreğimizi sevgiler. Şiiri yaşamak,şiiri bir ekmek gibi yemek ve bir kadeh gibi içmek yalnız olmuyor. Yanında paylaşacak,şiirlerle demlenecek dostlar istiyor. Her dosta sunamıyorsun şiir kadehlerini. Bardaktaki gibi durmuyor .Benzemiyor ne rakıya ne cine. Bülbül gibi ağlamak ,nar gibi yanmak istiyor yürekte.

Şiirlerle başladık duygu yolculuğuna sizlerle beraber. Ellerimize rengarenk birer çiçek alarak gelin şimdi kısa bir gezinti daha yapalım gönül bahçelerine.

Haydi gidiyoruz gelin. Kavgaların olmadığı,yüzlerin güldüğü,kuşların özgür uçtuğu,bulutların beyaz,denizlerin masmavi olduğu şiirler ülkesine. Haydi gidiyoruz gelin. Savaşların olmadığı dağların kekik koktuğu,bahçelerin çiçeklerle dolduğu,düşüncelerin renkli,insanların sevgiyle kucaklaştığı şiirler ülkesine.

Haydi gidiyoruz gelin. Küskünlerin olmadığı,göz yaşlarının damlamadığı,derelerin sevgi aktığı,aşk yağmurlarının yağdığı,sevenlerin nefes aldığı şiirler ülkesine.

Haydi gidiyoruz gelin. Nefretlerin unutulduğu,özlemlerin kavuştuğu,kar taneciklerinin uçuştuğu,göz bebeklerin buluştuğu,yeşille mavinin kucaklaştığı şiirler ülkesine

Haydi gidiyoruz gelin. Öz evlatların gurbetlere savrulduğu,memleket hasretinin yakıp kavurduğu ve gelen şu bayram gününde o yanıp kavrulan kuşların yuvasında olduğu şiirler ülkesine.

Her yaştaki insanımızın sevinç ve özlemle beklediği dostların arkadaşların akrabaların bir araya geldiği hayırların dağıtıldığı ziyaretlerin yapıldığı ,fakirlerin sevindirildiği ve kabirlerin ışıklandırıldığı bayramlarımız. Nasıl özlemeyelim nasıl beklemeyelim ki .

Doğup büyüdüğümüz sokağımızdaki evimizin önüne geldiğimizde bizleri kucaklamak için bekleyen analarımız ve babalarımızın o gözlerinden dökülen sevinç yaşlarını görmekten veya ellerimize aldığımız çiçeklerle kabristana giderek dillerimizle en içten özlem ve hasret dualarımızı okumanın mutluluğunu yaşamaktan daha güzel bir şey var mı hayatta?

Hepimizin evinde bu bayram günlerinde aynı olaylar yaşanmayacak mı ? Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan bizlerden gelebilenler sıcak odalarda eşleriyle dostlarıyla hoş sohbetler etmeyecekler mi?

Ellerimizi öpmek için gelen çocukları görünce kendi çocukluğumuzu hatırlamak, yaşamak için neler vermeyiz ki.

İşte geldi o bayram.
Gönüllerin süslendiği,küskünlerin barıştığı, sevenlerin bir araya geldiği, yitenlerin rahmetle anıldığı Kurban Bayramınız kutlu olsun.

KUZUM KUZUM A KUZUM
gün geldi soframa et
gün geldi yatağıma yün oldun
büyüdün serpildin
gün geldi otlağımda koyun oldun
yanına
oynaşan
meleşen
kuzular koydun
bebeğime süt
kahvaltıma peynir

çacığıma ayranıma yoğurt oldun bununla da kalmadın
kuzum
kuzum
a kuzum
gün geldi
bu vefasız kuluna
kurban oldun......

06.07.1996 Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:11 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
BÜLBÜL

Değerli okuyucularım bu haftaki yazıma sizlere hayatım boyunca beni çok etkileyen bir masalla başlamak istiyorum.

Çok eski zamanlarda bir delikanlı ,zengin bir kıza aşık olmuş; ama aşık olduğu kız, delikanlıya fakir diye yüz vermiyormuş. Delikanlı, bir yıl başı gecesinde sevdiği kızla birlikte olmak istemiş. Bir gün bütün cesaretini toplamış ve sevdiği kızı yıl başı balosuna davet etmek için evine gitmiş. Sevdiği kızı titrek ve ürkek bir sesle yıl başı balosuna davet etmiş.
Delikanlının bu davetini bir şartla kabul etmiş sevdiği kız ve delikanlıdan yıl başı için diktirdiği elbisenin yakasına takmak için kırmızı bir gül istemiş.
Delikanlı sevinç içinde oradan ayrılarak kırmızı gülü aramaya başlamış. Ama mevsimler kış olduğu için aradığı gülü bir türlü bulamamış. Kime sorsa: ‘Sen deli misin bu mevsimde gül olur mu?’ diyorlarmış. Aramaktan ve sormaktan bitkin bir hale düşen delikanlı üzgün bir şekilde evinin yolunu tutmuş.
Evine giderken bahçede henüz açmamış bir gül dalı görmüş. Ama üzerinde sadece dikenler varmış. Gözlerinden bir damla yaş süzülmüş. O sırada bahçeye bir bülbül gelmiş. Delikanlının ağladığı gören bülbül çok üzülmüş. Sabaha kadar gül dalının başında bildiği en güzel şarkıları söylemiş bülbül.
Bülbülün güzel sesinden etkilenen gül dalı sabaha doğru beyaz bir gül açmış. Oysa ki delikanlıdan sevdiği kız kırmızı gül istiyormuş. Beyaz bir gülün açtığını gören bülbül göğsünü dikenlerden birine batırarak kanının akmasını sağlamış.
Bülbülün göğsünden akan kanla beyaz gül kırmızı güle dönüşmüş. Sabah bahçesinde kırmızı bir gülün açtığını gören delikanlı büyük bir sevinç içersinde gülü alarak sevdiği kızın evine gitmiş. Ama o da ne! Kızın yeni elbisesinin yakasına altından yapılmış bir gül taktığını görmüş. Kıza istediği kırmızı gülü getirdiğini,baloya birlikte gidip dans edeceklerini hatırlatmış. Oysa genç kız baloya kuyumcu bir gençle gideceğini, yakasındaki gülü de kuyumcunun getirdiğini söylemiş ve kapıyı kapatmış.
Delikanlı yüreğinden aldığı derin yarayla ağır ağır oradan uzaklaşmış. Gözlerinden akan yaşlar durmak bilmiyormuş. Caddeden karşıya geçerken elindeki gülü yere düşürmüş. Yere düşen kırmızı gül çamurlu ve karlı yolda arabaların altında ezilip gitmiş. Delikanlı perişan bir şekilde evine dönerken bahçesindeki gül dalının yanında yerde yatan bir şey görmüş. Hemen yanına gitmiş. Yerde gördüğü bir hiç uğruna canını veren fedakar bülbülmüş.

Bülbül deyince aklımıza ilk gelen gül olur hep nedense. Çünkü; gülün apayrı bir yeri vardır yaşantımızda. Gül yeryüzüne ayrı bir güzellik katmakla da kalmaz; gönülleri süsler,kırılan kalpleri tamir eder .Bülbülün olmadığı yerde gülün, gülün olmadığı yerde bülbülün varlığı düşünülemez. Tıpkı Divan Edebiyatı’mızın bülbülden ayrı düşünülemediği gibi. Yıllar önce Osman Nevres tarafından kaleme alınmış bir şarkıda bülbül ile gül şöyle anlatılmaktadır.

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yâğını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abesdir sitem-i hâre tahammül

Gül yâğını eller sürünür çatlasa bülbül
Gördüm açılırken bu seher goncayı hâra
Sordum nola bu cevr ü cefâ bülbül-i zârâ
Bir âh çekip hasret ile dedi ne çâre
Gül yâğını eller sürünür çatlasa bülbül

Bülbül yıllardan beri aşkın sembolü haline gelmiş ve her dönemde şiirlere konu olmuştur. Bülbül o tatlı sesiyle; sevda çekenlerin inleyen namelerini,ölümsüz saf ve temiz sevgisini yıllardan yıllara taşımış ve taşımaya devam eden garip bir aşığı temsil etmiştir.
Gül eşsiz güzelliği ve kokusu ile çarpıcı ve vefasız sevgili rolünü üstlenmiştir. Nasıl gülün dikeni bülbülün ciğerini delerse ,sevgilinin eziyeti de aşığın yüreğini deler.
Çünkü gül naz için bülbül ise niyaz için yaratılmıştır. Bülbül severken sahiplenme duygusunu yüreğine bastırmış kara sevda çekmesine rağmen hiçbir zaman güle zarar vermemiştir. Günümüzde sıkça karşımıza çıkan sevdiğinin canına kıyma olayları toplum olarak bizleri derinden yaralamaktadır.

Bu masalı siz değerli okuyucularıma niçin anlattım. Geçtiğimiz günlerde ilimizde yaşanan olay hala hafızalarımızda durmakta.”Ayrılmak isteyen kız arkadaşını, boğazından bıçaklayarak öldürdü”. Bu olay İlimizde ve ülkemizin her kesiminde insanımızı üzdü. Yüreklerimizi dağladı. Aşkın ne olduğunu bilmeden yaşıyoruz bir çoğumuz. Aşk fedakarlık ister. Aşk sevdiğine zarar vermek değil onun uğruna ölmek İster. Eğer sevmek için bunları yapamayacaksan aşkın ne anlamı kalır. Aşk bir okyanusa dalmak gibidir ve aşkın karşılığı olmadığı zaman onu taşıyacak sağlam bir yürek ister.
Çünkü aşkın yüceliği gizli tutulmasındadır .Gerçek aşık sevgiliden şikayetçi olmaz. Gerçek aşk; acı ve ızdırap çekilendir.

“Canımdaki her nefes nefesine eklensin, içimdeki her nefes hayalinle demlensin, bırak bu gönlüm varlığınla renklensin, sen benim gönlümde yaşadıkça özelsin!”

Şu sözlerdeki gibi kutsal olan aşk ı yüreklerimiz yaşatabilecekse sevelim. Sevdiğimiz her şeyi koruyarak zarar vermeden ,
yağmurların toprağı ıslattığı gibi,
rüzgarın dalları okşadığı gibi ,
annenin yavrusunu sevdiği gibi,
sahillerin dalgaları kucakladığı gibi
Ferhat’ın aşkı için dağları deldiği gibi sevelim...

********** Üzerinde hem mutluluğun hem de hüznün renklerini taşıyan ,dünyanın her yerinde sevdalısı vefasız gülü arayan ve ciğerlerinde taşıyıp bıkmadan usanmadan haykırarak birbirinden güzel nağmelerle sevdasını çağıran, hepimizin tanıdığı çileli aşık bülbülün feryadı:

BÜLBÜL

küçük bir kuştum
bir gün
bir gül dalına takıldı gözlerim
eskilere çok eskilere alıp götürdü beni
sırlarla örttüğüm anılarım depreşmeye başladı
söz geçiremedim yüreğime söz geçiremedim
Mecnun misali gezmeye başladım
Dünyayı bir uçtan bir uca
Uçtum dallardan dallara
Vefasız bir gülün yoluna
kuru ağaç dallarında deli divane oldum
ıslak sesimle aradım durdum
ağladım şairlerin yüreğinde
inledim şarkıların nağmelerinde
gül kokulu baharlarda hep gülerdi
o ne renkti
o ne güzellikti
ama gücüm hazana yetmedi
acımasız yıllar
bir gül yoluna nehir gibi akıp gitti
oydu bilir misiniz ( oydu) baharda gülen en güzel
gonca
oydu gözlerimden düşen son damla
oydu figanım oydu isyanım
o zamanlar küçük bir kuştum
bir gül dalına takılmıştı gözlerim
eskilere (çok eskilere)alıp götürmüştü beni
ve aradan yıllar geçti
beklerim onu hala bülbül dağında
hasretle yapılmış
sevgiyle döşenmiş
boş bir yuvada...

Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:12 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
YENİ YIL

İki bin üç yılının son akşamında, saatler on ikiyi gösterirken gökyüzü bir anda aydınlanıvermişti havayi fişeklerle. Sanki karanlıkların içine gömülmüş olan yıldızlar, kayarak bize doğru gelmiş bizler de avuçlarımızı açarak onları toplamaya çalışmıştık.
Evlerinde sıcak odalarında oturan insanlar sokaklara ve balkonlara dökülmüştü. Her yerden sevinç çığlıkları yükseliyor ve çocuklar bir sağa bir sola koşturuyordu.

Gelen yeni yılın ilk saatlerinde yaşamın keyfini öyle güzel çıkarıyorlardı ki o an çocukken gelin arabalarına atılan para ve şekerler gelmişti aklıma . Evet yeni yıl seni bir gelin gibi karşılamıştık o zaman.

Seninle geçen üç yüz atmış beş gün ve altı saati dolu dolu yaşayabildik mi bilmiyorum? Bildiğim tek şey bu geçen zaman içinde yaşımıza bir yaş daha eklendiği ve saçlarıma düşen kar taneciklerinin artığı oldu.

Şimdi 31 Aralık akşamı yaklaşıyor. O gün saatler on ikiyi gösterirken gökyüzündeki yıldızlar yine kaymaya başlayacak. Bu kez avuçlarım,yıldızları toplamak için değil, tuttuğum dilek için açılacak. Hadi siz de açın avuçlarınızı. Yeni yılın ilk girdiği saatlerde yıldızlar kaymaya başlayınca,kapatın gözlerinizi ve düşünün....
bir dünya düşünüyorum
içinde kötülüklerin
ve
canavarların olmadığı
renklerin hepsi bir arada
çiçekleri taze
suları coşkulu
içi balıklarla dolu
bahçeler yapıyorum
bol ağaçlı bahçeler
salıncaklar kuruyorum
dünyaya doyamadan göçüp giden

çocuklar oynasın diye

bir dünya düşünüyorum
içinde ağlayanların
ve
ağlatanların olmadığı
yaşayanları hep güler yüzlü
sevgiyle bakan
yanaklarında gözyaşı olmayan

evler yapıyorum
duman tüten evler
dayıyorum döşüyorum
sokakları mesken tutan
çocuklar oynasın diye

siz de bir dünya düşünün
yalancılar ve sahtekarlar olmasın
mutsuzlar doğmasın peşi peşine
sevenler birlik olsun el ele,göz göze
çiçekler yağsın gökten
yeryüzü renklensin
kuşlar uçsun kuzular melesin
insanlar ölmesin

siz de bir dünya düşünün
benim dünyamla birleşsin

Nuri GÖKGÖZ

Hepimiz farklı yerlerde aynı duyguyu paylaşarak bir araya geldiğimiz

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

da yüz yüze olmasa da kalben tanışmış olduk. Sizlerin yeni yılını kutluyorum.Işık hep sizinle olsun.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Yazar
TOPRAĞIN SESİ
BÖLÜM BAŞKANI
BÖLÜM BAŞKANI


Kayıt: 25 Oca 2008
Mesajlar: 635

Pzr Şub 20, 2011 1:14 am
Mesaj
Alıntıyla Cevap Gönder
DERBİNİN ARDINDAN

renkler bu hale mi koyacaktı bizi
göğsümüze işlenmiş ay yıldızımızda
ince ince bir sızı var şimdi
bir beyaz güvercin gönderiyorum sana
bir zeytin dalıyla onu geri gönder bana

1890 yıllarında İngilizlerin icadı olarak bilinen modern anlamdaki futbol ülkemizde ilk kez İzmir ilimizin Bornova çayırlarında oynanmaya başlanmıştı.
Buraya yerleşip pamuk ve tütün ticareti yapan İngiliz aileleri arasında. Bir de Football and Rugby Club adıyla kulüp kurmuşlardı.
İzmir’den iş icabı İstanbul’a göç ederek buraya yerleşen İngiliz aileler futbolu buraya da taşımışlardı. Kendi aralarındaki yaptıkları maçlar Türk gençlerinin de merakını uyandırmıştı.
1901 yılında İlk Türk futbol takımı kimliğini kamufle etmek için Black Stocking (Siyah Çoraplılar) adını kullanmıştı.
Bu takımımız ilk maçını 26 Ekim 1901 günü Papazın Çayırı’nda Rum takımı ile oynadı. 5- 1 kaybettiğimiz maçın ilk gölünü takımımızın kaptanı Fuad Hüsnü Bey atmıştı. Bu yapılan ilk maç mâlesef ki bu,takımımızın son maçı olmuştu.
1903 tarihinde Beşiktaş,1905’de Galatasaray ,1907’de Fenerbahçe ve sırasıyla diğer takımlarımız...
17 Ocak 1909 tarihinde Papazın çayırında Galatasaray’ın 2 – 0 kazandığı Özel maçla başlayarak bu günlere kadar gelen ve devam edecek olan rekabet,her iki takımımızın tarihinde güzel anılar bıraktı.
Bir zamanlar Metin Oktay’ ın ağları delen gölü konuşuldu. Ardından 7-0 ve 6 – 0 lık zaferler eklendi bunların arasına. Unutulmayan 4 – 4 lük maç ve 3 – 0 yenilgiden 4-3 kazanılan maçlar...
Her iki takımımızın taraftarlarının birbirlerine övünçle anlatabilecekleri zaferler var tarih sayfalarında . Tabii bunun yanında birbirlerini kırmadan söyleyebilecekleri espriler de.
Bir çoğumuzun, ilgilenmesek de içimizde tuttuğumuz bir takım var elbet. Hepimiz oynanacak olan derbilerin tuttuğumuz takım lehine sonuçlanmasını bekliyoruz. İstediğimiz sonuç alınırsa sanki zaferi biz kazanmışız gibi meydanlara çıkıyor,cep telefonlarımızla mesajlar yağdırıyor,yakınımızdaki dostlarımızı ise birebir kızdırma yoluna gidiyoruz. Zaman zaman bu esprili şakalar dostluğumuzun sonunu getiriyor.


Çevremizde oluşuveren iki üç kişilik gruplarda dahi konuşulan tek konu. Bizim takım kazanacak. Girişilen iddialar,oynanan bahisler. Yine bir çok yerde istenmeyen kavgalar kırılan kalpler ve bozulan dostluklar...
Her geçen yıl artan taraftar sayısı ile tüm ülkeyi saran derbi heyecanı ,son yıllarda yerini şiddete küfüre ve kan davasına götürmeye başladı.
Düşünüyorum da neden bunlar. İnanın yanıtlamakta zorlanıyorum. Oysa hepimiz arkadaşız,kardeşiz ve sporun da ana felsefesi değil miydi dostluk ?
‘Dostun attığı taş baş yarmaz’ sözü yüreğimizdeki sevginin mayası olsun. Yenmek kadar yenilmenin de onurlu olduğu unutulmasın. Dağ dağa kavuşmaz ama insan insana kavuşur derler. Yarınlarda bir yudum kahve içebileceğimiz arkadaşlıklar kurulsun,dostluklar baki kalsın.


biz neyi fark edebildik ki
bu güne kadar
oysa
güneş vardı
ay vardı yıldızlar vardı
geceler kararsa da zaman zaman
sevgiyle yanan yüreklerimiz vardı
acılar hüzünler kaybolurdu umut bahçelerinde
ağaçlarında renk renk çiçekler vardı
yıllar
yıllar işte böyle geçti
bir bir fark edemeden
gözlerimiz mi görmek istemedi
yoksa biz mi görmedik

biz neyi fark edebildik ki
bu güne kadar
oysa
güzellik vardı
dostluk vardı kardeşlik vardı
kavgalar olsa da zaman zaman
sevgiyle yanan yüreklerimiz vardı
kötülükler şerlikler kaybolurdu
yurt semalarında
topraklarında binbir çeşit umutlar vardı
yıllar
yıllar işte böyle geçti
bir bir fark edemeden
yüreğimiz mi sevmek istemedi
yoksa biz mi sevmedik...

Nuri GÖKGÖZ

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret etMSN MessengerTOPRAĞIN SESİ tarafından gönderilen tüm mesajları bul

Başlığa cevap gönder 1. sayfa (Toplam 2 sayfa)
Sayfaya git 1, 2  Sonraki

ŞAİR BAHÇESİ Forum Ana SayfaMAKALE VE DENEMELERYAZILARIM
Geçerli Zaman: Çrş Tem 23, 2014 11:18 pm
Tüm zamanlar GMT + 3 Saat
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu - Glass² Created by DoubleJ(Jan Jaap)

Abuse - Report Abuse - TOS & Privacy.
Powered by forumup.web.tr forum gratis free, create open your free forum! Created by Hyarbor & Qooqoa - Auto ICRA

Page generation time: 0.422